YAPTIĞIN HER EKMEK BAŞLI BAŞINA BİR MACERA!

3219

“Bugün Cuma

Büyükannemi hatırlıyorum, dolayısıyla çocukluğumu…

Uzun olaydı o günler! Yere düşen ekmek parçasını öpüp başıma götürdüğüm günler..”

-Cahit Sıtkı Tarancı

Yere düşünce öpüp başa konur ekmek bizde. Emeğin, alın terinin karşılığıdır; rızıktır, berekettir. Yemek onun yanına katıktır, onsuz sofraya oturulmaz. Temel besin maddemizdir, desek yanlış olmaz. Nimettir. Pikniğe giderken unutmuşsak ekmeği,  sepetler dolusu yiyeceğimiz de olsa döneriz bi dünya yolu. Ekmeksiz duramayız biz. On üç bin yıl boyunca ekmek yapılan topraklarda elbette genlerimize işlemistir buğdayın ve ekmeğin mis kokusu.

Çocukken Ramazan pidesi kuyruğundan koşarak eve dönüşümüz, karnımıza pideden yayılan sıcaklık, kağıdın kokusuyla karışan pide kokusu; sacda pişen yufkanın arasına koyduğumuz göğermiş peynir; yine yengemin ocak başında bir tekne hamurdan pişirdiği sıra sıra dizilmiş bazlamalar gözümün önünden silinmemiştir yıllardır. Ateşten alır almaz üzerine koyduğum tereyağının eriyip kayıvermesi, bazlamanın üstünde hepsi  taptaze durur, çocukluk anılarımın arasında…

Yıllar yıllar sonra felçli köpeğim Lena’nin kaybıyla yeniden tanıştık diyebilirim ekmekle. Boyundan aşağısı tutmayan bir canın bakımından, kaybın acısından sonra kendime yeni bir meşgale bulup, aklımı fikrimi bilmediğim yeni bir uğraşla doldurmak isteği ile giriştim ekşi maya ekmek yapımını öğrenmeye.

Bundan dört yıl önceydi ve bu kadar moda olmamıştı. Bizler henüz Corona virüsle tanışmamıştık, evlere kapanıp ekmek yapmamıştık. Konuyu öğrenecek soracak birilerinin olmayışı bir yana daha mayamı yapma aşamasında bunalmıştım ne yalan söyleyeyim. Bu da bir canlı, bir bebek hatta! Her gün beslemek doyurmak, ilgilenmek gerekiyor. Ekmek yapmaya başlamışım; iki günlük uğraş sonucu ortaya çıkanlara ekmek diyesim yok . Mayanın bir gramında iki buçuk milyon  bakteri var ve sen ona söz geçiremiyorsun. En iyisi döneyim ben bu yoldan, diye aklımdan geçirmedim değil hani. Bir yaptığın ekmeğin aynısını bir daha yapamıyorsun. Mevsim, un, suyun kalitesi, vücut  ısın, moralin… Ekmek sürecine dahil olan bütün değişkenleri sabitleyemiyorsun her seferinde. Yazın kattığın maya miktarı başka, kışın başka… Hal böyle olunca yaptığın her ekmek başlı başına bir macera! Her ekmek yeni bir heyecan. Tencerenin kapağını açarken yaşadığın kalp çarpıntısı, hayatına kattığın aksiyon! Sürekli araştırmak, öğrenmek, unları tanımak, unları karıştırmak, biraz kimya, birazcık matematik var artık.

“Evren ekmekle baslar” demiş ya Pisagor. Ekmek gelip baş köşeye yerleşiveriyor birdenbire! Fırsat buldukça küçük Fransız kasabalarında fırıncıların çalışma videolarını izlemek var artık. Ekmek hediye etmek var; fırının başında beklemek. Bütün karakterini ekmeğe taşıyan, yeniden, yeniden, yenilenerek kuşaklar boyu yaşayabilecek bir canlı olan sevgili mayana iyi bakmak. Daha fazla sporla tanışsın, daha güzelleşsin diye onu dağ, dere, tepe, deniz gezdirmek var. Sabır var, emek var. Mayanı dinlemek, hissetmek, onun gösterdiği yoldan gitmek var. Sen bir an önce fırına atmak isterken, hamurun aheste aheste hacim kazanacak buzdolabında. Bekle beni diyecek,  acele etme! İster istemez yavaşlayacaksın. Hatalarından öğreneceksin ve çok da bozulmayacaksın buna. Bir daha ki ekmeğinin daha güzel olmasına yarayacak, bileceksin. Bunu da atacaksın cebine, devam edeceksin. Hep canlı, hep diri tutacak ekmek pişirmek seni.

Velhasıl diyeceğim şudur ki: gözünüz korkmasın a dostlar! Bırakın kendinizi ekşi mayanın renkli deryasına. Debelenin unlar arasında, mutfağın asi kızı ekşi maya ile. Evet; mutfağın asi kızı ekşi maya, benim asi kızım ise Oya!

Necla Bolat

Yorum Yazınız

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen İsminizi Giriniz