VARLIK DERGİSİNİN NİSAN SAYISI OKURLA BULUŞUYOR

277

Edebiyattan resme geniş bir alanda yazılar, söyleşiler yayımlayan Varlık, Nisan sayısında  Yeni Şiirler / Öyküler Arasında, Şiir Günlüğü, Küresel Haberler köşeleri ve son çıkan kitapların tanıtıldığı Varlık Kitaplığı bölümüyle okurlarıyla buluşuyor.

Derginin Nisan 2020 içeriği şöyle:

Dosya: “Edebiyat iyileştirir mi?” – Nilgün Tutal, Fidan Terzioğlu, Pelin Kıvrak, Mehmet Özkan Şüküran, Erol Köroğlu, Itır Erhart

Yazı: Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Narmanlı Yurdundaki Yılları  (Alper Çeker) – Melisa Gürpınar’ın “Her Harf Bir Melek”i ve Edebî Eserin Sunumunda Rokoko (Ersun Çıplak) – Tebdil-i Mekânda Ayrılık Vardır: Irmak Zileli Romanlarında Zaman-Mekân-Ayrılık (Hande Balkız) – Kore’nin Oscar’lı Filmi “Parazit” ve Man Booker Edebiyat Ödüllü “Vejetaryen” (Çiğdem Ülker) – Varlığın Yüzeye Mahkûmiyeti: Fevzi Karakoç’ta Evren-Figür İkiliği (Yalın Alpay) – Felaket İstasyonu Sergisi (Gültekin Emre) – Dergi Tefrikası – 1 (Haydar Ergülen) – “Sayılı Gündü Geçti” ve Hüseyin Su (Necati Mert) – “Ben Kimim? Bir İlkel ve Bir Çocuk” (İlhan Berk – Hüseyin Ferhad) – İmgenin Haylaz Çocuğu: küçük İskender (Sinan Bakır) – Yeni Şiirler Arasında (Şeref Bilsel) – Yeni Öyküler Arasında (Jale Sancak)

Öykü: M. Özgür Mutlu, Sitem Şanlı, Murat Şahin Öcal, Serkan Gülpınar

Şiir: Altay Öktem, Yücel Kayıran, Alperen Yeşil, Naile Dire, Aysu Kılıç, Sadık Ay, Özlem Balıkcı, Ümit Akgün

Desen: Özge Ekmekçioğlu

Varlık Kitaplığı: “Dayı Parçası” – Murat Yalçın (Bâki Asiltürk) – “Ya Hiç Karşılaşmasaydık” – Tuğçe Isıyel (İrem Civelek) – “Biricik Hikâye” – Julian Barnes (Hakan Bora) – Hüseyin Serhat Arıkan ile “Bir Dün Var Yarında” Üzerine Söyleşi (Yiğit Kerim Arslan) – Yiğit Kerim Arslan ile “Kirpik Bilgisi” Üzerine Söyleşi (Hüseyin Serhat Arıkan) – “Ülkü Tamer Şiiri, Gole Giden Bir Panter” – Aslıhan Tüylüoğlu (Veysel Çolak) – Cengiz Kılçer ile “Sosyalizm, Sanat, Edebiyat” Üzerine Söyleşi (Şeref Bilsel) – Şiir Günlüğü (Gültekin Emre) – Küresel Haberler (Zeynep Şen).

Mehmet Erte:“Edebiyatın bittiği yerde ‘insanlık’ı anlam­landıracak sözcükler yok.”

“Edebiyat da bir yere kadar, önce insanlık” gibi nidalar yükseliyor bazen, hem de şairlerden, yazarlardan. Üzücü. Edebiyatın bittiği yerde “insanlık”ı anlam­landıracak sözcükler yok çünkü. Evet, edebiyat hayat kurtarmaz, ama “hayat”ı anlamlı kılan sözcük örgüsünü bize sunar. Hayattan bahsedebiliyorsak edebiyat sayesinde. Tabii, popüler kültürün “anlam paketleri”nden birini alıp mutlu me­sut yaşamak mümkün, ancak hayatı bizim kılmak, kendimizi gerçekleştirmek is­tiyorsak, edebiyattan / sanattan başka çare arayamayız, bu yolda pek çok çile çe­kecek olsak da.

Nisan 2020 sayımızın dosyasında “Edebiyat iyileştirir mi?” diye soruyoruz. Her şeyin insanı iyileştireceği, güzelleştireceği, mutlu edeceği vaadiyle pazarlan­dığı günümüzde edebiyata da böyle değer biçildiğini görüyoruz, ama niyetimiz o sulara girmeden edebiyatın bir hap olmadığını hatırlatmak. Edebiyat bir kimlik edinmemizi sağladığı gibi, hayatımızla yüzleşmemizi de sağlıyor ve bu sağaltıcı yüzleşmenin sancılı geçmeyeceğini kimse söyleyemez,” diyor dergi editörü Mehmet Erte.

“Edebiyat iyileştirir mi?”

Varlık dergisinin Nisan 2020 sayısının dosya konusunu ““Edebiyat iyileştirir mi?” başlığı oluşturuyor.

Dosya bir soru soruyor, ba­sit: Edebiyat iyileştirir mi? “Biz Birbirimize Âşıktık” başlık­lı, Nilgün Tutal imzalı ilk yazı, Fransa’da bu yılın Ocak ayında ya­yımlanmasının ardından yedi bas­kı yapan VanessaSpringora’nınLe Consentement(Onay) başlıklı ro­manı hakkında. Roman yazarının 13-15 yaşları arasında ünlü yazar GabrielMatzneff ile yaşadığı iliş­kiyi konu alıyor. Matzneff eserle­rinde rüşt yaşına erişmemiş kız ve erkek çocukları ile cinsel ilişkileri­ni anlatan ve bununla ünlü olmuş, devlet sanatçısı sayılan ve kendi­sine bu nedenle kültür bakanlığı­nın aylık maaş bağladığı bir yazar. Springora romanında Fransa’nın 1968 Devrimi etkisi altında biçim­lenen “sanat ahlaktan üstündür” anlayışıyla “mübah” gördüğü ço­cuğa yönelik cinsel istismar olgu­su hakkında kendi özyaşamında benzer bir olayın açtığı yarayı an­latıyor. Roman Fransa’da Matzneff ve benzer sanatçıların bu tür yasay­la düzenlenmiş suç işleme durum­larında yasanın ötesinde sayılıp sa­yılamayacağına dair bir tartışma başlattı. Tutal, Springora’nın edebi yolla sözünü söyleyerek kişisel ve toplumsal iyileşme yolunu seçme­sini ele alıyor.

Dosyanın “Yazı İyileşti­rir mi?” başlıklı, Fidan Terzi­oğlu imzalı ikinci yazısı, yazı­nın iyileştiriciliğine dokunmak istiyor. İnsan yazıya neden sarılır? Bu ilişki nasıl kurulur, nasıl güçle­nir, nasıl yollardan geçer? Kim ya­zıyor, kimin için, ne için yazıyor? Kendi kitabını okumak ne demek­tir? Soruların içinden yeni soru­ların açıldığı bu yazıda Terzioğlu, Hamlet’i, yazarını ve okurunu iyi­leştiren, böylece başka yazılara açı­lıp büyüyen bir metin olarak se­lamlıyor.

“Uykusuzluk Nasıl Edebiyat Olur?” başlıklı üçüncü yazıda Pe­lin Kıvrak uykusuzluğun çağdaş dünya edebiyatında çoğunlukla insanlığın geleceğini tehlikeye so­kan bir hastalık ya da bireyin iyi­leştirmesi gereken bir sıkıntı olarak temsil edilse de yaratıcı zihinlerin uykusuzlukla ilişkilerinin kendile­rine özgü oluşunu tartışıyor. “Uy­kuya ihtiyaç duyan insan/işçi” ve “uyuyamayan entelektüel” arasın­daki farkı bulandıran ve psikolo­jiden siyasete pek çok disiplini bir araya getiren edebî temsillerden bi­ri çağdaş edebiyatın uyuyamayan kadın figürüdür. Pelin Kıvrak yazı­sında uykusuzluğun temsilini ede­bi tarihsel bir mercekten ve kadın karakterler üzerinden inceliyor.

Dosyada edebiyatın top­lumsal ve politik sağaltıcı işlevini ele alan iki yazı var. “Tanımadan Tanınmaya, Felaketten Anlatı­ya Dilin Şifası” başlıklı ilk yazıda Mehmet Özkan Şüküran pek çok farklı noktaya uğrayarak edebî ola­nın sağaltıcı gücünü vurguluyor. Edebiyatın temel olarak ayna işlevi gördüğü kabulünü tartışan yazıda, kişinin kurmaca metin aracılığıyla kendini tanımasının, kendini baş­ka bir ışık altında görebilmesinin neye tekabül ettiği ele alınıyor. Ya­zı dilin bir şifasının olduğunu söy­leyerek tartışmayı felaket anlatısına kadar götürüyor.

“Dünya Kuran, İyileştirici Ede­biyat” başlıklı diğer yazı ise Yaşar Kemal’in eserleri üzerine çalışma­larıyla tanınan Erol Köroğlu’na ait. Köroğlu yazısında “edebiyat eleşti­rir mi?” sorusuna Yaşar Kemal ve Paul Ricoeur’un dilin ve kurmaca­nın gücünü vurgulayan saptama­ları üzerinden bakıyor ve bunlarla bağlantılı olarak ElaineScarry’nin dilin araç haline gelerek dünyayı kurma düşüncesini tartışıyor. Bu tartışmanın ardından, Yaşar Ke­mal’in Karıncanın Su İçtiği roma­nındaki kimsesiz çocuk sürüleri bölümüne odaklanarak, bu acı ve­rici öykünün edebiyatın dünyayı kurma ve dolayısıyla iyileştirici ol­ma özelliklerinin bir örneğine nasıl dönüştüğünü gösteriyor.

Dosyanın “Masal Odada ve Yaşamla Ölüm Arasındaki 150 Metrekarelik Alanda Sanat” başlık­lı son yazısında Itır Erhart kendi sanat terapisi deneyimini aktarıyor. 2003-2005 yılları arasında Chica­go’daki Children’sMemorialHospi­tal’da sanat terapisi gönüllüsü ola­rak çalıştığı günleri ve deneyimleri içten ve samimi bir sesle anımsıyor. “O güne kadar “sanat” ve “tera­pi” kelimelerinin yan yana gelebi­leceğini bile düşünmemiştim,” di­yen Erhart yazısında bu deneyimin kendi üzerindeki dönüştürücü et­kisini okurla paylaşıyor.

Yorum Yazınız

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen İsminizi Giriniz