TÜRK OKULUNUN BİR BÜYÜK RESSAMI VARDIR; ADI FAUSTO ZONARO’DUR*

29

İtalyan ressam Zonaro, İstanbul’a yaklaşan geminin güvertesinde şehri seyrederken aklından şu cümleleri geçirir: ‘Bu güzelliği anlatmam mümkün değil. Bunun en güzelini Gautier, Amicis ve Loti kaleme aldı.’ Ressamın sözünü ettiği kişiler Fransız gazeteci, yazar Pierre Jules Theophile Gautier, yazar Edmondo De Amicis ve Türk dostu Pierre Loti’dir. Ancak Zonaro, bu cümleleri mırıldanırken oldukça mütevazıdır, çünkü kısa bir süre sonra tuvallerine gizemli doğunun büyüleyici şehri İstanbul’u, en etkileyici manzara resimleriyle aktaracaktır.

İstanbul, 19. yüzyılda Batılı sanatçıların ve seyyahların en çok ilgisini çeken şehirlerin başında geliyordu. Zonaro’nun da bu akımdan etkilenmemesi mümkün değildi. Sanatçı ruhları etkileyen, İstanbul’un yalnızca çevresel zenginliği değildi. Şehir, tarihsel ve kültürel zenginliğine eşlik eden doğası, ışığı, yeşil ve mavinin iç içe geçtiği renkleri ve kulaktan kulağa yayılan gizemli yaşam hikâyeleriyle, oryantalizmin çekici bir merkeziydi. İşte bu çekiciliği binlerce yıllık geçmişi ile resmeden sanatçılar yeni bir akımın öncüsü oldular. Tıpkı Oryantalist ressam Fausto Zonaro gibi.

İlk eğitim

Fausto Zonaro, 18 Eylül 1854 yılında Padova’nın Masi kasabasında dünyaya geldi. Babası inşaatlarda ustabaşı olarak çalışıyordu. İlkokuldan mezun olmasının ardından küçük Fausto da babasının kaderine ortak olacaktı. Ta ki Grani Meydanı’nda dolaşırken bir evin zemin katında yaşlı bir ressamla tanışana kadar! Genç Fausto, yaşlı dekoratörün tavan ve duvarları boyayışını hayranlıkla izliyordu. Zemin katın penceresinden genç bir adamın çalışmalarını seyretmesinden etkilenen Veronalı usta, Zonaro’yu işlerine yardımcı olması için davet etti. Zonaro, kısa sürede yeteneğini kanıtlayacak ve böylece baba mesleği olan duvar ustalığından, resim sanatına doğru ilk adımını atacaktır. Tarihler 1870 yılını gösterdiğinde on yedi yaşındadır ve Lendinara’da açılan grafik-resim dersleri veren yüksek teknik okula yazılır. Başarılı bir öğrencidir. Resim öğretmeni Cordenos’un yardımıyla Verona’da Napoleone Nani tarafından yönetilen Cignaroli Akademisi’ne alınır. Akademideki başarısı onun, dönemin usta eğitmeni ve ressamı Napoleone Nani ile tanışmasını sağlar. Fausto böylece yıllar sonra her biri ünlü birer ressam olacak Dall’Oca, Bianca, Alessandro Milesi, Giacomo Favretto gibi öğrencilerle birlikte resim dersleri almaya başlar. Ancak askerlik görevi resim eğitimini tamamlamasına engel olacaktır.

İlk başyapıt

Askerliğinin ardından önce Venedik’e gider. İngiliz turistlere resimler yapıp satarak geçimini sağlamaya çalışır. Daha iyi bir çalışma ortamı bulabilmek düşüncesiyle Napoli’ye geçer. Burada kimi zaman eski mesleğini yapar, görkemli kiliselerin restore işlerinde çalışır. Venedik’e gidip gelir. İlk başyapıtlarından biri olan Il Banditore adlı tablosunu da bu yıllarda resmeder. Tabloda bir memur litresi beş liret olan bir şarabın tanıtımını yapmaktadır. Memurun arkasındaki kahverengili kişi ise Fausto Zonaro’dan başkası değildir. 1880 yılında büyük umutlarla Paris’e gider. Kısmen de olsa Paris, hayallerine yaklaşmasını sağlar. Basın, umut vaat eden başarılarından dolayı Verona Cignaroli Akademisi’nde resim öğretmenliği eğitimi alabilmesi için maddi katkı sağlayacak bir kampanya başlatır. Kampanya başarılı olur ve eğitimini kaldığı yerden tamamlar.

Bu yıllarda bir yandan çalışmalarını sürdürürken bir yandan da Venedik, Torino, Roma, Milano ve Napoli’ye gidip gelmekte, sanatını icra edebileceği bir ortam ve yaşam şeklinin arayışlarını sürdürmektedir. Hayalini kurduğu bu farklı ve ona ait yaşam çok da yakınında değildir. O sırada tanıştığı öğrencisi Elisa (Elisabetta) Pante, Zonaro’nun ütopyasını hayata geçirmeyi başaracak, birlikte daha güzel bir yaşam ve sanat ortamı arayışları Osmanlı şehri İstanbul’un büyülü sokaklarına kadar uzanacaktır.

Doğu’ya yolculuk

Fausto Zonaro, Edmonde De Amicis’in Costantinopoli ve Theophile Gautier’in Constantinople kitaplarını okuduktan sonra İstanbul’a gelmeye ve sanat yaşamını Doğunun bu egzotik şehrinde sürdürmeye karar verir.  Öğrencisi Elisabetta Pante ile başlayan ilişkisi ortak bir yaşamı İstanbul’da kurma düşü ile beslenmektedir. Genç kadın, Doğuyu tanımak ve birlikte kurdukları düşü gerçekleştirmek üzere Zonaro’dan önce İstanbul’a gelir. Zonaro ise Elisa’dan iki ay kadar sonra 5 Kasım 1891 günü s/s Simeto isimli bir gemiyle Napoli’den İstanbul’a doğru yola çıkar. Son derece güç geçen yolculuğun ardından Zonaro ve Elisa İstanbul’da buluşurlar ve genç kadının Yüksek Kaldırım’da kiraladığı bir odaya yerleşirler. Geçimlerini sağlamak için suluboya tablolar yapar, çerçeve tamir eder ya da fotoğrafla uğraşırlar. İstanbul’da yaşamaya başladıkları ilk yıllarda parasızlık çeken çift, birbirlerine destek olur. Zonaro, Zellich Kitabevi’nin vitrininde sergilenen muhteşem İstanbul tablolarını çok ucuz fiyatlara Avrupalı gezginlere satar.

Elisa ve Zonaro, kısa süre içerisinde Pera’nın şenlikli yaşamına kapılırlar. İstanbul’a ayak bastıkları yıl, Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkış yıldönümleri görkemli törenlerle kutlanmaktadır. Pera ve Galata’da bu kutlamalardan payına düşeni alır. Çiftin henüz II. Abdülhamid’in hayatlarına katacağı müthiş bahtiyarlıktan haberleri yoktur ve onlar da tıpkı diğerleri gibi eğlencelere katılır, Galatasaray Meydanı’nda sürekli konserler veren orkestrayı dinlerler.

Taksim’e taşınan çift 1892 yılında İstanbul’da St. Esprit Kilisesi’nde evlenir. Zonaro, İstanbul’daki ilk çalışmalarını açık havada, kendi atölyesinde hazırladığı ahşap panolar üzerinde yapar. Bu arada tabloları Yüksek Kaldırım’daki Zellich Kitabevi’nde Ermeni ressam Givanian’ın resimleriyle birlikte sergilenmektedir. Kaynaklara göre, 1894-1905 arası, Fausto Zonaro’nun İstanbul’un pek çok yerinde, kent yaşamı ve halk üzerine gözlemler yaptığı ve bunları tablolarına aktardığı yıllardır. Resimlerini kendi atölyesinde daimi sergilerle sunmakta ve giderek artan sayıda portre siparişi almaktadır.

Ressam-ı Hazret-i Şehriyarı Mösyö Zonaro

Şimdi asıl hikâyemize geliyoruz: İtalyan ressam, 1896 yılında Galata Köprüsü’nden geçen Ertuğrul Süvari Alayı ile karşılaştığında, bu etkileyici süvari grubunun hayatının akışını değiştireceğinden haberi yoktur. O bir ressamdır. Köprünün üzerindeki bembeyaz atlarıyla süvariler onun için muhteşem bir tablodur. Hayalini kurduğu tablo için hemen o anda çalışmalarına başlar. Süvarilerin portrelerini çizer. Bu çizimleri atölyesinde yağlıboya tabloya taşır.  Zonaro, Ertuğrul Süvari Alayı tablosunu yaptığında yıl 1896’tıdır.

Tabloyu atölyesinde yağlıboya olarak çalışmaya başladığı sırada, İtalya Askeri Bandosu Genel Müfettişi Maestro de Luigi Bey, ressamı ziyarete gelir. Bu ziyaret sayesinde Zonaro, süvari alayının üzerine giydiği üniformayı temin eder. Böylece tabloyu istediği gibi detaylı çalışabilecektir. Fakat bir süre sonra daha ilginç bir gelişme olur. Rusya Sefiri Nelidov tabloyu II. Abdülhamid’e takdim etmesini önerir. O sıralarda saray ressamı Luigi Acquarone vefat etmiştir ve bu tablo aracılığıyla Zonaro’nun bu mevkiyi alabilmesi sefire olağan görünür. Bu öneri Zonaro’nun da hoşuna gider ve Rusya Sefiri aracılığıyla tabloyu sultana sunmak üzere girişimde bulunur. Her şey çok kısa süre içerisinde gerçekleşir. Tablonun önce fotoğrafını daha sonra da orijinali gören Tefrişat Nazırı Münir Paşa öylesine etkilenir ki hiç zaman kaybetmeden tabloyu II. Abdülhamid’e götürür. Bir süre sonra da saraydan beklediği haber gelir. Sultan II. Abdülhamid tarafından ikinci bir Mecidiye Nişanına layık görülen Zonaro aynı zamanda “saray ressamı” olarak da tayin edilmiştir.

Padişahın lütfü bu kadarla da kalmaz! II. Abdülhamid, Zonaro’dan istediği Türk-Yunan savaşını anlatan tabloyu öyle çok beğenir ki, dördüncü derecede Osmanlı Nişanı ile birlikte, sanatçının yeni bir atölye ricasını kırmayarak Akaretler’deki 50 numaralı evin anahtarını, mabeyinci Faik Bey’le ressama gönderir. Tüm masrafları padişah tarafından karşılanan ve mülkiyeti Zonaro’ya verilen Akaret-i Seniyye binalarından biri olan 50 numaralı ev, sanatçı tarafından, hem atölye, hem ev hem de sergi salonu olarak kullanılacaktır.

Akaretler 50 Numaralı ev

Beşiktaş’ta Hazine-i Hassa Akaretlerinden 50 numaralı evin kapısında artık Ressam Hazret-i Şehriyari Zonaro yazılı bir tabela vardır. Üç kat olan ve muhtemelen birkaç bin metrekarelik bu malikânenin duvarlarında, birçoğu yağlıboya, bir kısmı suluboya, renkli kalemlerle yapılmış yüzlerce tablo asılıdır. Tablolarda ise İstanbul ve İstanbul halkı muhteşem renklerle tezahür edilmektedir; feraceli hanımlar, kayıklarda sefa süren genç kızlar, elinde udu ile görünen güzel hanımlar ya da Süleymaniye Camii’nin avlusu, Yeni Cami basamaklarında tezgâh kurmuş bir Arzuhalci, Haliç’ten bir manzara, Tophane Meydanı ve diğerleri…  Bu yıllarda Zonaro’nun Akaretler’deki evi, her dinden, her kültürden misafirlerin akınına uğrar, ressamın tablolarının ünü dilden dile yayılır. Zonaro’nun tabloları başta Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmed gibi önemli natürmort, manzara ve portre ressamlarının katıldığı sergilerde yer alır. Bununla birlikte Zonaro, II. Abdülhamid’in isteği üzerine tarihi konularda da tablolar yapar ki bunlar arasında en ünlü olanlarından birisi de Sultan II. Mehmed’in İstanbul kuşatması tablosudur.

İstanbul’u terk etmek

Bu arada, II. Meşrutiyet’in tarihi tanıklarından biri de İtalyan ressamdır. II. Meşrutiyet’in ilan edildiği günlerde padişahı ikna ederek üç ayrı pozda portresini yapar. Fakat II. Meşrutiyet’in ilanından sonraki gelişmeler Zorano için de pekiyi olmayacaktır.

Kaynaklara göre, Zonaro 1909 yılının Kasım ayında, Mabeyn Başkatibi aracılığıyla, -Sultan II. Abdülhamid’in tahtan indirildiği 27 Nisan 1909 tarihinden sonra- Saray’a çağrılmış ve kendisine, bugüne kadar gösterdiği hizmetlerden dolayı teşekkür edilerek, ‘Saray Başressamı’ görevine son verildiği bildirilmiştir. Bu kararı bekleyen ancak yine de oldukça üzgün olan Zonaro, saraydan ayrılıp atölyesinin yolunu tutar. Akaretler 50 numaralı evde de aynı hüzün havası esmektedir. Elisa, İstanbul’a adım attıkları ilk günden itibaren desteklediği kocasına şefkatle bakar. Zonaro’nun sözleri, dönemin acıklı bir itirafıdır: “Bizi, Padişahın adamı diye, ona ait ne varsa; ne kadar siyasetçi, asker varsa, onlar gibi gördüler. Oysa, ben bir ressamım ve sanatımla yaşıyorum! Bizi bir politikanın karmaşasına dâhil ettiler, işte bu çok ağırıma gidiyor.”

İttihat ve Terakki tarafından Saray Ressamlığı görevine son verilen Zonaro ve ailesi, yaklaşık on altı yıl yaşadıkları Akaretler 50 numaralı evi, şehrin yaşamını, insanlarını, görkemli yapılarının renklerini resmettikleri yüzlerce İstanbul anısını arkalarında bırakarak, 20 Mart 1910’da Sirkeci Garı’ndan Simplon-Orient Ekspresi’yle yola çıkar. Bu zorunlu bir terk ediştir. Trene bindiklerinde yüzlerce el tarafından uğurlanırlar. Bunların arasından küçük bir elin sahibi, “Ne partez, ne pastez pas!” diye ağlamaktadır.

*Yararlanılan kaynak: Osmanlı Saray Ressamı Fausto Zonaro, Osman Öndeş – Erol Makzume, Yapı Kredi Kültür Yayınları

*Adolphe Thalasso

 GF Luxury Türkiye, İlkbahar-Yaz sayısında yayımlanmıştır.

Editör – Şebnem Atılgan

Yorum Yazınız

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen İsminizi Giriniz