İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği oyunlar arasında yer alan “Hırçın Kız”ı ikinci kez izlediğimde, tıpkı ilk izleyişimde olduğu gibi, kendimi Katherine’e karşı borçlu hissetim…  Bir insan olarak, o çağlarda olduğu gibi günümüzde de toplumun kendisine yüklediği ezilen, baş eğen kadın rolünü reddeden, üstelik bunu hiçbir çıkarı olmadan dürüstçe ve olabildiğince doğal tavırlarıyla ifade eden bir kahraman, Katherine! Seyirci koltuğumda oyun, aslında daha da çok Katherine’in kanlı bilekleri hakkında yazmaya karar verdiğimde, birçok kez yazılsa da, bugünün Türkiye’sinde şiddete kurban giden onlarca kadınımızı da anabileceğimi düşündüm. Gerçek hayat bir tiyatro sahnesi değil biliyorum, ancak oyunun çarpıcı sonu hayatın acımasızlığı kadar gerçek!

Gerçek son hangisi?

Bir yerlerde oyunun gerçek sonunun böyle olmadığı okumuştum. Fakat aklımdan çıkmış… İyi bir seyirci olarak, bu reji ve Katherine hakkında bazı bilgilere ihtiyacım vardı ve gerçek sonun nerede, ne zaman değiştiğini öğrenmek için başvurabileceğim en iyi kaynak, oyunun yönetmeni Yücel Erten’in arşivinden başkası değildi. Yücel Bey’in kendi arşivini İnternet’te paylaştığı sararmış sayfalarda değerli bilgiler buldum. Bunlardan ilki, oyunun 8 Ekim 1985 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından yine Yücel Erten rejisiyle sahnelendiğini belirten nottu. Oyunda, Ayberk Çölok, Ergün Uçucu, Adnan Başer, Işık Yenersu, Semih Sergen, Hidayet Daş, Ali İpin, Erdal Küçükkömürcü, Güney Takmaz, Alpay İzbırak, Fikret Ergin, Selçuk Yöntem, Hakan Güneri,  Halil İ. Kalaycıoğlu, Can Özpotçu rol alıyordu. “Hırçın Kız”dan çeşitli fotoğrafların yer aldığı sayfanın hemen altında ise oyun hakkında biri 1985, biri 1987 tarihlerinde Cumhuriyet Gazetesinin kültür sanat sayfasında yer alan iki haber kupürü yer alıyordu.  İlk haberin ilk paragrafı oldukça dikkat çekiciydi: “Yücel Erten’in sahneye koyduğu, Işık Yenersu’nun başrolünü oynadığı Shakespeare’in ünlü yapıtına getirilen değişik yorum seyirciden tam not aldı. Altı dakika süren dinmek bilmez alkışlar üzerine, sanatçılar yeniden sahneye çıkmak ve pek rastlanmayan bir olayı yeniden gerçekleştirmek zorunda kaldılar.” Size göre bu ne olabilirdi? Muhteşem bir bis mi? Kesinlikle! Seyircinin büyük beğenisini toplayan, yönetmen Yücel Erten’in Shakespeare’in sonunda uysallaşan Hırçın Kız’ına, kaba kuvvet karşısında boyun eğdirmediği sahneydi bu. Ve oyucular, bu son bölümü seyircinin büyük beğenisi karşısında tekrar sahneye çıkarak oynadılar. Son sahnede Katherine, Shakespeare’in onun için yazdığı ünlü tradını söyledikten sonra, kocasının ayaklarının altına uzattığı elleriyle, oyun yazarının düşüncesinden epey uzaktı, doğrusu! Çünkü Katherine, belki de Shakespeare’in tüm ünlü kadın karakterlerinin arasında -Lady Macbeth, Desdemona, Kleopatra, Juliet, Cordelia, Ophelia- ona başkaldırmayı beceren tek karakter olmayı başarıyordu. (Gerçi, Erten’in rejisiyle o da ölümden nasibini alıyordu.) Zaten Shakespeare de genç kadını, hırçın bir kız olarak yazmamış mıydı? Erten’in, Katherine’in hakkını Katherine’e vermesi kadar doğal ne olabilirdi ki! Kısasa kısa gibi bir şey! Hem, Shakespeare de oyun boyunca, parayla kızlarının onurlarını, duyguları satan bir babadan söz etmiyor muydu? Öyleyse birileri bu oyunu tersinden okumalıydı, okudu da… Oyunun ilk sahnelenişinde Katherine’i oynayan Işık Yenersu, “Shakespeare, ‘Hırçın Kız’ı sonunda uslandırıyor, kaba kuvvete boyun eğdiriyordu. Biz, son tirada karşı çıkarak oynadık. Shakespeare’in hiçbir cümlesine katılmadık. Yönetmen bir başkaldırı tavrı olarak ellerini kocasının ayaklarının altına uzatan Katherine’in bileklerini kestirdi ve böylece yönetmen, ortada müthiş paraların döndüğü bir ortam yaratarak para ve erkeğin egemen olduğu bir toplumu eleştirdi,” diyordu. İşte benim de Devlet Tiyatroları Cennet Sahnesi’nde izlediğim tam da buydu. Reji, etkileyici vurgusundan hiçbir şey kaybetmemişti. Gerçek son hala aynıydı, oyunda ve hayatta!

Shakespeare’in şifreleri!

Oyunun yönetmeni Yücel Erten’in “Yönetmenin Notları”nı okudunuz mu, bilmem… Erten, “Hırçın Kız”dan yola çıkarak Shakespeare ve oyunları hakkında önemli cümleler paylaşır. Der ki, “Yüzyılımız tiyatrosunun bence en önemli başarılarından biri de, töreci ve törenci Shakespeare anlayışını, (anlayışsızlığını) yırtması; yeryüzünün gelmiş geçmiş bu en büyük oyun yazarına taze köprüler kurmuş olmasıdır. Stanislavski, Craig, Reinhardt, Pitoef, derken Gründgens, Barrault ve Olivier, daha sonra Brook, Strehler, Stein, Mnouchkine, Zadek gibi yönetmenler, Shakespeare’e yeni yollar açtılar. Polonyalı Jan Kott’un ‘Çağdaşımız Shakespeare’ adlı araştırması, bir bakıma bütün bu serüvenin kristalize olmasıdır denebilir. Bütün bu gelişmelerin ufkunda, artık Shakespeare’e bir İncil, bir kutsal kitap gibi değil; ardında umulmadık zenginlikler saklayan bir şifre, bir anahtar gibi bakabilme yürekliliği söz konusudur. Eski zaman masallarına bakıp Shakespeare’i tanrılaştırmak ve sonra da karşısına geçip tir tir titremek yerine; onun gençliğine, gücüne tazeliğine güvenip, dostluğuna yaslanmak gerekir. Dostumuz Shakespeare yorumdan yorulmaz!” Yönetmen notlarının devamında Shakespeare’in “Hırçın Kız”ı yazdığı dönem üzerinde de durur ve der ki, “Shakespeare’in ‘Hırçın Kız’ı yazdığı tarih kesin olarak bilinemiyor. Araştırmacılar, 1590-1599 tarihleri arasında çekişip duruyorlar. Bir ortalama alınacak olursa, Shakespeare’in oyunu otuz yaşlarında yazmış olduğu anlaşılır. Oyun, durum komedisinden karakter komedisine geçiştir. Kılık değiştiren aşıklar dolantısı, Katharina ve Petruchio gibi karakterlerle bir nitelik sıçraması yapar. Diyebilirim ki, ‘Hırçın Kız’ın bir ayağı ‘Yanlışlıklar Komedyası’nda ise, öteki ayağı da ‘Venedik Taciri’ne uzanmaktadır. Kanımca oyunu, ‘kapital birikimi’ zemininde süreçlendirmek gerekir. (…) Özetle: Yenidünya kolonileri, deniz ticareti, manifaktür ve para birikimi, burjuvazinin doğuşuna ve güçlenmesine hizmet etmektedir. Nitekim ‘Hırçın Kız’, kızların başlıkla-çeyizle alınıp satıldığı, devamlı pazarlık edilen, sürekli paraya övgüler işitilen, dolandırıcılıklarla dolu bir oyundur. Aşk-meşk, çok sözü edilmekle birlikte pek kimsenin umurunda değildir. Bu açıdan, oyunda ‘para’ trafiği özel bir önem taşımalıdır. Erkekegemen bir toplumda, aklı parada insanlar arasında, Katharina’nın kişilik savaşımı da trajik bir boyut kazanır böylece. Burjuvalaşmanın eşiğindeki efendilerin, iki düzen arasındaki çelişik durumları da ilginçtir: Feodal yapıdan kurtulamamış bir tutum egemendir. Sözgelimi, bunun bir yansıması olan ‘dayak’ ögesi, oyunun dokusunda vardır. Para ve dayak, örgünün karakteristik motiflerini oluşturur. Oyunun adını şöyle koymak da olasıdır: Tokatlayan tokatlayana!” Doğrusu yönetmenin notları, bugünün dünyasını alabildiğine eleştirmekten de geri kalmıyor.

Erten, kadına ikinci sınıf bir varlık gibi davranmak şanssızlığından kurtulamamış bir dünyada, Shakespeare’in Hırçın Kız’ını alışılmış biçimiyle bitirmek istemez. “Böyle bir dünyada, Shakespeare’in “Hırçın Kız”ını alışılmış biçimiyle bitirmeye yüreğim elvermedi. Bence oyunun sonu, paragöz ve zorba erkeklerin egemen olduğu babaerkil bir toplumda, kişilik savaşı vermek için çırpınıp direnen bir kadının sonu kadar tartışmalıdır.” Erten’in şifrelerden birçoğunu çözdüğü kesin! Bize böylesine keyifli ve bir o kadar da anlatacak sözü olan bir oyun izlettirdiğine göre…

Diğer şifre!

Peki, ya tam tersiyse ya da başka bir şifre varsa? Eğer benim gibi meraklı bir seyirciyseniz, Shakespeare’in oyunlarında dürüstlükleri ya da hırslarıyla ön plana çıkan kadınların sonlarının her zaman ölümle son bulduğunu okuyup, öğrenebilirsiniz. Bununla birlikte, Kate ile Petruchio arasında, oyun boyunca süren tartışmanın, oyunun orijinal sonunda Katharina’nın lehine sonuçlandığını düşünebilir miyiz? “Kate’in her karşı koyuşunda ya da tavrında Petruchio onun için önemli olan bir şeyi elinden alıyor. Bunu anladığında Kate artık Petrucio ile tartışmak yerine onun dediklerini kabul eder gibi görünüyor ki kocası ona istediğini versin. Kadın zekâsının gerçek anlamda işlediğini düşünürsek, Shakespeare’in bunu ‘kadının düşünüldüğü kadar zayıf olmayabileceği’ argümanı şeklinde kullandığını da varsayabiliriz. Böylece Katherina tartışma sahnelerinden itibaren oyunun sonuna dek yani 16. yüzyılda örnek ev kadınını oynadığı ana dek, zekâsını kullanıp, Petruchio‘ya sezdirmeden ne isterse onu yaptırıyor! Aslında son derece patriyarkal gözüken bu oyun, Shakespeare‘in kadının erkek üzerindeki görünmez gücünü ortaya koyan bir gösterge de olabilir. (…) Gerçekte bu oyunda Shakespeare Katherina’ya da pek çok kadın kahramanına vermediği kadar hak vermiş ve son derece enerjik ve akıllı bir kadının dönüşümünü bize göstermiştir. Kate’in toplumsal paradigmalara kafa tutan tarafının oyunun ilerleyen satırlarında nasıl değiştiğini görüyoruz. Oyunun sonunda da o hırçın, kavgacı, hakkını savunan kız yerine, meleğe dönmüş, kocasını seven, mutlu bir kadın olmuştur.  Buna da Shakespeare’in yorumuyla kadınlığın hem zaferi hem yenilgisi denilebilir. (…) bu son, aslında Katherina’nın zaferidir ve bu şekilde kadın, erkek üzerinde egemen olma yolunu bulmuştur. Yenilgidir zira Shakespeare, kadın – erkek arasındaki bitip tükenmeyen kavgayı bir başka bakış açısıyla anlatırken, bazen erkeğin bazen de kadının yanında olur ama bu oyunların galibi genellikle erkek karakterlerdir.*”

Seyirci koltuğundan izlediklerim

“Shakespeare‘in oyunlarındaki kişiler hiçbir açıdan Shakespeare‘in sözcüsü sayılmazlar. Onun yazdıklarından alıntılarla, birbirine tam karşıt sonuçlara varabiliriz,*” diyor Mina Urgan, yukarıdaki iki zıt görüşü ifade eder gibi.

Seyirci koltuğundan izlediğim Veda Yurtsever, Hakan Meriçliler, Uğur Hakan Güneri, Turan Günay, İlkay Akdağlı, Fatih Dokgöz, Zülfikar Ali Sinan Demir, Burak Altay, Çiğdem Yıldız, Bilal Ercan, Rezzak Aklar, Ahmet Taşdemir, Mehmet Emrah Hamşioğlu, Seda Özgiş, Tuba Aydın ve heykeller; Başak Ova, Büşra Saraç, Özlem Karataş, Tuğçe Topçu çok keyifli bir oyunu sahnelediler. Seyircinin sıklıkla alkışlarla beğenisini gösterdiği oyun, toplumsal eleştiri oklarını da fena savurmadı doğrusu… Oyun, sizin de bildiğiniz gibi İtalya’da geçiyor. Şu abartılı ve olabildiğince komik İtalyanca cümleciklerin kaynağı da bu olsa gerek. Dekora gelince, bu beni aşıyor ve yine Erten’in sözlerine kulak veriyorum, “Bu yapı, temelde Shakespeare Tiyatrosunun tüm konstrüksiyon özelliklerini taşımaktaydı. Biz o amaçla yola çıkmamıştık ama, sonunda vardığımız çözüm, Elizabeth çağı tiyatrosunun bir türevi gibiydi. Yapı iskelesi soyutlamasına, heykeller ve akan sularla bir İtalya atmosferi verme yolunu seçtik.” Kostümler, çağın genel havasını yansıtıyor. Müzik, caz ve 16. yüz yıl! Birkaç yazıda yönetmenin bu konuda -başka detaylar da vardı- eleştirildiğini okudum. Oysa yönetmenin de çağ ve caz konusunda bilgiye vakıf olduğu kesin! Bana kalırsa, cazın içindeki o haylaz ritimdi onu çeken… Bir tür uçarılık, neden olmasın ki! Ve Shakespeare’in Katherina’sı olmayan Katherina… Düzene başkaldırının fitilini ateşleyen, ölümsüz bir kadın kahraman olarak yaşamaya devam edecek.

Şebnem Atılgan

Kaynaklar:

*Merih Tangün, Shakespeare, Oyunlarındaki Kadın Karakterlerini Yüceltiyor mu? Yeriyor mu?

*Prof. Dr. Mina Urgan – İngiliz Edebiyatı Tarihi

Yorum Yazınız

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen İsminizi Giriniz