SELMA GÜRBÜZ: DÜNYA DİYE BİR YER

1551

İstanbul Modern’de sanatseverlerle buluşan “Selma Gürbüz: Dünya Diye Bir Yer” sergisi, adına dünya dediğimiz bu gezegende nefes nefese bir yolculuğa çıkartıyor bizleri.  Dünya diye bir yerde, doğa cangılı içerisinde -ağaç gövdesi, dallar, yüzüne yuva yapan kuşlar, vücudunu saran kökler, damarlı yapraklar arasında- neredeyse izini kaybettiren bir ressamın peşinde bir yolculuk bu! Yine de meraklı izleyicilerin onu kolayca bulmasına izin veriyor: 2004 tarihli “Otoportre” ve “Silik Kostüm” isimli yapıtlarındaki imgelerde kendi yüzünü ve bedensel ifadesini anlatıyor izleyenlerine. Bu resimlerdeki kadın imgesini kendi bedeniyle biçimlendiren ve resme aktaran Gürbüz, “Otoportre”de, içinde bir ağacın kök saldığı, kollarının ve yüzünün ağaç dallarıyla betimlendiği, omzuna ve yüzüne kuşların yuva yaptığı, ağacın ve kadının birbirini besleyerek var ettiği ahenkli bir birlikteliği resmediyor.

Otoportre

2004
256 x 120 cm
Kağıt üzerine karışık teknik
İstanbul Modern Sanat Müzesi Koleksiyonu

Sergi küratörü Öykü Özsoy, serginin katalogunda yer alan yazısında sanatçı hakkında şu bilgileri veriyor: “1960, İstanbul doğumlu Selma Gürbüz’ün doğa ve insan arasındaki ilişki üzerine çalışması ve üretmesi, kariyerinin erken yıllarında temelleniyor. Sanatçı, İngiltere’deki Exeter College of Art And Desing ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde aldığı sanat eğitiminin ertesinde, 1990’lı yılların başında bir süre yaşadığı ve çalıştığı Paris’te hayvan insan melezi figürlerinin ilk örneklerini ortaya koyuyor. Paris’te sanatçı Joan Miro (1893 – 1983) tarafından kurulmuş bir baskı atölyesinde çalışan Gürbüz, ‘monotype’ adını verdiği ve ‘Dünya Diye Bir Yer’ sergisinde örneklerini gördüğümüz, seriye başlıyor. İlerleyen yıllarda sanatsal pratiğinde önemli bir malzeme olan el yapımı kağıtlar üzerine ‘tempera’ adı verilen ve Rönesans’tan bu yana uygulanan bir teknikle, mat, guaj benzeri boya kullanıyor. Bu seride betimlediği desenlerdeki insan figürlerinin hayvanlara ait birtakım fiziksel özellikleri üstünde taşıdığını görüyoruz. Kedi kuyruklu, geyik boynuzlu insan betimlemeleri, yoldaşlık ettikleri aslanlar, kuşlar ve diğer vahşi hayvanlarda vücut bulan figürler, bitkiler ve ağaçlarla sarmanlanıyor. Figürler, ego, erilik, dişilik kavramları etrafında, bazen oyuncu, bazen kavgacı bir birliktelik içinde gösteriliyor. Sanatçının yarattığı mistik bir öykünün kahramanları gibi görünen yaratıklar, büyülü bir ormanın içindeler. (…)”

Monotype

2002
El yapımı kağıt üzerine tempera
Sanatçı koleksiyonu

“Oradan Buraya, Buradan Oraya”

Her yapıtındaki farklı hikâyelerinde oradan buraya, buradan oraya, bu dünyanın, bu dünyada yaşayan hayvanların -en çok da kaplanların, belki de… -, doğanın -en çok da dağların ve ağaçların belki de…- insanların -en çok da kadınların, belki de…- ve fantastik “şeylerin” bize söylemek istediklerini anlatan gönüllü bir tercüman, Selma Gürbüz. Diğer bir deyişle, zamandan ve mekândan bağımsız, masallar, mitler, söylencelerle örülü, incelikle işlenmiş yapıtlar sergisi izlediğimiz.

Bu eserlerden biri de sanatçının tercih ettiği malzemelerden biri olan el yapımı kâğıt üzerine mürekkep kullanarak ürettiği bir kaplanlar ormanı! Turuncuya yakın muhteşem bir sarı ormanın içerisinde oradan buraya, buradan oraya gezintiye çıkan, mutlu kaplanlar! Doğanın içinde, doğayla bir bütün olan sarı renk, kaplanları da kucaklıyor, onların vücutlarında kahverengi tonları ile bizi, kaplanlarla birlikte gezmeye davet ediyor. Fakat birileri bizden önce davranmış; epey önce! İlk insanların mağara duvarlarına çizdikleri, o muhteşem renklere sahip hayvan figürlerinden bir esinti, uzaklardan çok uzaklardan gelip, resmin içinden geçip gidiyor. Şu çok ünlü, ‘avcı-toplayıcı’ atalarımızın, mızraklarla hayvanların peşinde koşup, sonra onları etkilemek ya da avlarını daha kolay elde etmek için bir tür büyü ritüeline dönüştürdükleri o ilk sanat eserleri… Bu etki, resmi daha da büyülü bir atmosfere doğru çekiyor. Gürbüz’ün Afrika kıtasını ziyaretinin izleri de olmalı burada: Yerliler! Hatta dans eden yerliler! Belki onlar da bir tür ritüeli tamamlıyorlar ya da dans etmeyi seviyorlar. Ellerinde bir uçları doğadan ödünç aldıkları yapraklarla süslü mızrakları ile kaplanların etrafındalar, çiçek ve geometrik desenlerin arasında, bir orada, bir buradalar…

Oradan Buraya, Buradan Oraya

2013
153 x 300 cm
El yapımı kağıt üzerine mürekkep
Sanatçı koleksiyonu

Resmi izlerken, bir an, oradan buraya, buradan oraya gidip geldiğimiz dünyanın gerçek sahibinin doğa ya da doğa ana yani Gaia olduğunu anlayıveriyorum. Doğada şu yerliler ve tabii ki kaplanlar kadar bile -çünkü onlar doğalın ta kendisi- yerimin olmadığını anlamak, bu gerçekten çok etkileyici, hatta sarsıcı. Selma Gürbüz’ün serginin kataloğundaki röportajının bir yerinde dediği gibi: “Doğanın içinde kaybolmak ama gerçek bir doğanın içinde ki o çok çıplak, çok sert bir doğa, onun içinde kaybolmak, yok olmak var. Biz doğadan geldik, doğaya gideceğiz ve bu çok kuvvetli bir duygu.”

Ağaç Kadın

2019
170 x 95 cm
El yapımı kağıt üzerine mürekkep
Sanatçı koleksiyonu

Sergi küratörü Öykü Özsoy, tabloyu, “Gürbüz’ün doğa, insan ve hayvan arasındaki karmaşık ilişkiyi görselleştirdiği resimlerden biri de ‘Oradan Buraya Buradan Oraya’ (2012) adlı yapıtıdır. Bu resme yayılan hareket halindeki kaplanlar, insan figürlerinden daha büyük ve görkemlidir. Sanatın ilk doğuşunu tarihleyen mağara resimlerine benzer bir kompozisyonda, kaplan figürlerinin çevrelerine ellerinde mızraklarla insanlar yerleştirilmiştir. Gürbüz’ün büyük ölçekli resimlerinde merkezi bir perspektif yoktur, bunun yerine resmin yüzeyine dağılmış farklı imgeler aracılığıyla izleyiciyi dağınık, düzensiz ve çoklu bakış açılarına izin veren bir görsel etkiyle baş başa bırakır. Arka planda tüm yüzeyi kaplayan, yinelenen süslemeci ögeler, birbirinin içine geçmiş geometrik motifler, çizgiler, çiçek desenleri derinlik algısı yaratır,” şeklinde yorumluyor.

“Hayal dünyamın figürleri”

Kuyruklu Oyun

1998
127 x 90,5 x 26 cm
Demir dekupaj
Sanatçı koleksiyonu

Fisun Yalçınkaya’nın sergi kataloğunda yer alan röportajında, “Yılanlar, kediler, karıncalar… Her biri hem kişiliğimizin başka yönlerini temsil eden hem de bizden ayrı, farklı dünyalardan gelen yaratıklar gibiler. Neler ifade ediyorlar sizin için?” sorusuna, Gürbüz şöyle yanıt veriyor: “Benim hayal dünyamın figürleri onlar. Onları doğanın bir parçası olarak görüyorum. Bu hayvanlar ve bu yaratıklar birlikte gayet iyi biçimde yaşamlarını sürdürüyor, iyi geçiniyorlar. Yaratıklar hayvanların arasına giriyor, o hayvanlarla kaynaşıyor. Zaman zaman şekil değiştiriyorlar, zaman zaman kostüm değiştiriyorlar. Hiçbir canlıyı rahatsız etmiyorlar. Oyuncu, neşeli, sevilmek isteyen yaratıklar bunlar. Aynı zamanda gölge figürlerim. Bunları ben hep geliştirdim. Zaman içerisinde yerlerini buldular diye düşünüyorum. Kolay bir şey değil bu. İki arada bir şey de olabilirdi. Öyle değil. Bunlar varlar. Hareketleriyle, jestleriyle, bakışlarıyla, suskunluklarıyla, kendi mitolojileriyle varlar. Kendi varoluşlarını hikayeleştiriyorlar. Hep birlikte yeni bir dil, yeni bir evren kuruyorlar.”

Biz Buradayız

2020
1′ 58”
Dört kanallı video yerleştirme, renkli ve sesli

Sanatçı, otuz beş yıla yayılan sanat pratiğinde tarih, gelenek, mitoloji, doğa ve bilinçaltına ait temaları araştırıyor; yıllar içinde kullandığı farklı malzemelerle bu temalar üzerinden yeni boyutlar kazandırdığı sanatsal bir dil ortaya koyuyor.

“Dünya Diye Bir Yer” sergisi, Selma Gürbüz’ün etkileyici dünyasına açılan bir kapı.

İnci Ağlayan Kadın

2020
52,5 x 33 cm
Maske
Sanatçı koleksiyonu

Kapının ardındakiler, “dünya diye bir yerde neler neler varmış aslında görmediğimiz,” diyor. “İnci Ağlayan Kadın” ya da “Ağaç Kadın” gibi. Ve daha da ötesinde “Biz Buradayız” gibi.

“Selma Gürbüz: Dünya Diye Bir Yer” sergisi, 31 Mart 2021 tarihine kadar İstanbul Modern’de görülebilir.

Yorum Yazınız

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen İsminizi Giriniz