OSMANLI YAZMALARINDAN HİKAYELER

195

Hafıza-i Beşer, Osmanlı Yazmalarından Hikayeler sergisini, serginin küratörü K. Mehmet Kentel ile gezebilir, insanlığın el yazmalarında maddeleşmiş, ilahi ve dünyevi, çok dilli ve dinli, kentli ve köylü, eşsiz ve sıradan, bazen çok yabancı bazen de tanıdık, parçalı, noksan ama her zaman ilham verici hafızasının kapılarını aralayan sergideki yazmaların hikâyelerini ve Osmanlı gündelik hayatından detaylarını keşfedebilirsiniz.

Hafıza-i Beşer, Van Kalesi’ni beklerken yazma kopyalamaya fırsat bulan muhafız İbrahim Ağa’yı, divanı elden ele gezmiş Zübeyde Hanım’ı, kendi yazmasını düzelten Fransa Sefiri Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’yi, esere “yazan yanlış yazmış” diye müdahale eden Kilisli Rıfat’ı, yazdıkları ayıplanmış, yasaklanmış ama kulaktan kulağa anlatılmış Enderunlu Fâzıl’ı, yazmayı koruması için yazılmış “Ya Kebikeç” duasını, bunu umursamadan karnını doyurmuş kâğıt kurdunu ve yüzlerce meşhur ya da isimsiz yazarı ve okuru bir arada düşünüyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Elyazması Koleksiyonu’ndan bir seçkiyle metinler, objeler ve zamanlar arasında bir yolculuğa çıkan sergi, elyazmaları üzerinden Osmanlı toplumunda çok dillilik, gündelik hayat, tıp, evren ve zamanın bilgisi, toplumsal cinsiyet ve cinselliğin izlerini sürüyor, İstanbul’un tarihsel coğrafyasının yazmalar aracılığıyla nasıl yeniden yaratılabileceğini gösteriyor.

Evde eski bir dolapta, bir sahafın tozlu raflarında, bir koleksiyoncunun kitaplığında, bir enstitünün depolarında… Osmanlı dünyasından bugüne kalabilmiş elyazmaları, Latin alfabesine geçişten 90, imparatorluğun çöküşünden 100 ve matbaanın yaygınlaşmasından neredeyse 200 yıl sonra, eskisi gibi görünür olmayabilirler, ama hâlâ anlatacak çok hikâyeleri var.

İmparatorluğun çok dilli toplumunda ve erken modern dönemin sınırları geçişken coğrafyalarında üretilmiş, okunmuş, elden ele dolaşmış yazmalardan yansıyan Osmanlı elyazması kültürü, 19. yüzyılda matbaanın yaygınlaşmasıyla yavaş yavaş etkisini kaybetmiş, 20. yüzyılda geniş kitleler için bir bilgi, hikâye ya da maneviyat kaynağı olmaktan çıkıp koleksiyonerlerin ilgi alanına girmişti. Yazma ve okuma kültürleri değişmişti: Kitaplar matbaadan birbiriyle aynı binlerce nüsha olarak çıkıyor; okurların sayfa kenarlarına aldıkları notlar kendi kopyalarında kalıyor; kütüphaneler kitaplarına yazı yazan okuyucuları cezalandırıyor; yazarın metni dokunulmaz, değişmez bir statüye bürünüyordu.

Modern tarihçiliğin elyazmalarıyla ilişkisi de yazma ve okumayla ilgili bu kabullerden etkilendi. ‘En doğru’ metni, ‘en kıymetli’ cildi,  ‘en temiz’ nüshayı tespit etme çabası literatürü biçimlendirdi. Oysa yazmalar çok daha kolektif bir okur-yazarlık dünyasında şekillenmişlerdi. Metinler çoğaltanların ve okurların elinde değişiyor, bu değişikliklerin fiziki izleri kâğıdın üstünde takip edilebiliyor, okur ve yazarlar metin aralarında ve kenarlarında diyaloğa giriyordu. Yazmak kadar okumak da kolektif bir eylemdi, bir yanda kahvehane ve kıraathanelerde popüler hikâyeleri yüksek sesle okuyanlar, diğer yanda önceki okurların notlarına cevap veren başka okurlar vardı.

Yakın zamanda gelişen yeni yaklaşımlar, işte bu kolektif kültürün izini sürerek elyazmalarının çok katmanlı dünyasını daha iyi anlamamızı sağlıyor. Artık okumanın tarihi yazmaların tarihiyle beraber düşünüyor, metinler hareket halinde, ucu açık yaratılar olarak yeniden ele alınıyor.

Hafıza-i Beşer: Osmanlı Yazmalarından Hikâyeler, Van Kalesi’ni beklerken yazma kopyalamaya fırsat bulan muhafız İbrahim Ağa’yı, divanı elden ele gezmiş Zübeyde Hanım’ı, kendi yazmasını düzelten Fransa Sefiri Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’yi, esere “yazan yanlış yazmış” diye müdahale eden Kilisli Rıfat’ı, yazdıkları ayıplanmış, yasaklanmış ama kulaktan kulağa anlatılmış Enderunlu Fâzıl’ı, yazmayı koruması için yazılmış “Ya Kebikeç” duasını, bunu umursamadan karnını doyurmuş kâğıt kurdunu ve yüzlerce meşhur ya da isimsiz yazarı ve okuru bir arada düşünüyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Elyazması Koleksiyonu’ndan bir seçkiyle metinler, objeler ve zamanlar arasında bir yolculuğa çıkan sergi, elyazmaları üzerinden Osmanlı toplumunda çok dillilik, gündelik hayat, tıp, evren ve zamanın bilgisi, toplumsal cinsiyet ve cinselliğin izlerini sürüyor, İstanbul’un tarihsel coğrafyasının yazmalar aracılığıyla nasıl yeniden yaratılabileceğini gösteriyor.

Hafıza-i Beşer: Osmanlı Yazmalarından Hikâyeler, insanlığın, elyazmalarında maddeleşmiş, ilahi ve dünyevi, çok dilli ve dinli, kentli ve köylü, eşsiz ve sıradan, bazen çok yabancı bazen de tanıdık, parçalı, noksan ama her zaman ilham verici hafızasının kapılarını aralıyor.

K. Mehmet Kentel hakkında
Hafıza-i Beşer: Osmanlı Yazmalarından Hikâyeler sergisinin küratörü K. Mehmet Kentel, doktorasını 2018 yılında University of Washington’dan, “Assembling ‘Cosmopolitan’ Pera: An Infrastructural History of Late Ottoman Istanbul” başlıklı teziyle aldı. Hâlihazırda İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde Araştırma Projeleri Yöneticisi olarak çalışan Kentel, 2017 yılında ANAMED’deki Yusuf Franko’nun İnsanları: Bir Osmanlı Bürokratı’nın Karikatürleri sergisinin danışmanlığını ve metin yazarlığını yapmıştı.

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü

3 Aralık 2019

Yorum Yazınız

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen İsminizi Giriniz