Kalbi Donmuşlara Romans: Hoşça kal Milano, Hoşça kal Aşkım!

54

Bast-Kitap köşesinde bu kez sadece bir yazar değil aynı zamanda bir öğretim üyesi olan Özlem Kumrular’la birlikteyiz. Her iki kariyerinde de son derece başarılı olan Özlem Kumrular’ın farklı türlerde imza attığı pek çok eseri var. Lisansını Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nde, yüksek lisansını aynı üniversitenin Tarih Bölümü’nde, doktorasını ise İspanya’da Salamanca Üniversitesi’nde yapan Kumrular’ın ‘tarihi roman’ türüne odaklanması hiç de şaşırtıcı değil.  Kumrular, bu türde verdiği eserlere son zamanlarda oldukça ilgi çeken Osmanlı Sultanlarından ‘Kösem Sultan’ı eklemeye hazırlanıyor hatta neredeyse hazır! Heyecanı ve ‘tarih’ gibi oldukça zor bir alanda ‘bir kitabı bitirmenin’ mutluluğu gözlerindeki ışıl, ışıl parıltıdan anlaşılıyor. Kitabına son satırlarını eklemekte olan yazarın, bu heyecanına ortak olmak ve bu anı paylaşmak beni de heyecanlandırıyor -üstelik tarih en sevdiğim alanlardan birisi-. Aslında ‘Hoşça Kal Milano Hoşça Kal Aşkım’ kitabı için bir araya gelsek de Kösem Sultan, sultanlığını yapıp, bir anda röportajımıza giriveriyor. Ama yine de kalbini Milano’da bırakan Nosta’ya haksızlık etmek istemem ki zaten o da cıvıl, cıvıl Romalı karakteri ve sıcaklığıyla bize hiç darılmadan ilk konuşma hakkını ona vereceğimi biliyor. Röportajımıza başlıyoruz. Bir ‘kırmızı saçlı kadınlar’ buluşması bu! Yazar, ben ve Nosta!

Bazı kitapları okurken hoşumuza giden cümlelerin altını çizeriz. Belki siz de sıklıkla böyle yapıyorsunuzdur. Benim çok fazla olmasa da bir kitabın ancak birkaç yerinde çizdiğim cümleler vardır. Çoğu zaman altını çizdiğim bu cümleler gerçek hayatla bağlantılıdır ya da gerçek hayatın ta kendisidir. İşte ‘Hoşça Kal Milano Hoşça Kal Aşkım’ı okurken de altını çizmem için beni zorlayan cümlelerle karşılaşmak hoşuma gitmişti. Bir farkla! Bu romanda, elimde pembe renkli kalemimle altı çizilecek ne kadar çok cümle olduğunu keşfettiğimde bir parça şaşkınlık yaşadım. Roman başlı başına bir hayat-hayal dünyasıydı! Üstelik tam da benim hayalimi kurduğum bir hayal, pardon hayat! Neyse! İlk altını çizdiğim cümle bana dair çok şey anlatıyordu: “Hayat bir Paul Auster romanıydı, tamam, ama ben de her seferinde treni kaçıranı oynamak zorunda mıydım? Şeytan azapta gerekti.” Okudukça pembe renkli kalemimle altını çizdiğim Nosta’nın cümleleri çoğaldıkça, çoğalıyordu. Peki, ama kimdi bu Nosta?

Yazarlar ve gerçek karakterleri

Özlem Kumrular’la röportajımıza aklımdan geçen bu soru ile başlıyorum: “Kim bu Nosta?” Eylül güneşinin henüz yaz etkisinden kurtulamadığı bir öğleden sonrasında kahvelerimizi yudumlarken Nosta’dan söz etmek ikimizin de hoşuna gidiyor. “Aslında,” diyor, sanki bir gizi ele verir gibi, “Nosta benim! Üstelik çok şanslıyım çünkü kitaplarımı yazarken bir başkarakter yaratmak zorunda kalmıyorum. Her seferinde bu rolü kendime saklıyorum.” Böyle bir cevapla karşılaşmak, ‘Hoşça Kal Milano Hoşça Kal Aşkım’ı okuduktan sonra bana hiç de şaşırtıcı gelmiyor. Karşımda konuşan, benim bir hafta boyunca haşır neşir olduğum Nosta’dan başkası değil! Ben de gülümsüyorum. “Dolayısıyla,” diyerek başladığı cümleyi tamamlıyor Kumrular. “hayal gücümü romanların diğer bölümlerinde kullanıyorum. Günlük hayatta başıma o kadar saçma şeyler geliyor ki! Biliyor musunuz, bu kitaptaki hikâyenin yüzde doksanı gerçek. Bu da yazarken çok fazla şey uydurmama gerek kalmadığının bir kanıtı. Her zaman bir kurgum var!”

Roman kahramanlarının -diyelim ki Nosta’nın- kurgu olamayacak kadar gerçek bir kişiliğe bürünmesi açıkçası benim için de olası bir durum. Nosta’nın da yazarından çok fazla esinlendiği ortada. Aslında bu genç ve güzel kadın bir Romalı! Fakat bir süreden beri Milano’da yaşıyor daha doğrusu yaşamak için seçtiği yer Milano. Bu durum da kitabın bir başka yazılma amacına hizmet ediyor: Kuzey ile Güney arasındaki sosyal çatışmayı okura göstermek. Kumrular ana izleğini birkaç cümle ile açıklıyor. “İtalyanların neredeyse hepsi Milanoluların ‘Alman’ olduğu düşünüyor ya da onlara sanki Almanlarmış gibi bakıyor. Kuzey her zaman soğuktur ama Milanolular diğerlerine göre biraz daha fazla kendilerini beğenmiş insanlardır. Romanda Güneylilerin Milanoluları nasıl gördüğünü anlatmaya çalıştım ki iki başkahramanımızın biri Romalı, diğeri ise Milanolu!” Nosta’nın da çalıştığı ofisi “Milano’nun Milanoluğunu gösteremediği nadir mekânlardan biri olarak’ tanımlaması tam da yazarın fikri ile örtüşüyor. Konunun bu kısmı daha çok yazarın İtalya’da geçirdiği zamanlara uzanıyor olsa gerek diyerek sözü aşka, yani diğer kahramanımıza getiriyoruz. “Tabii bir de öğretim görevlimiz var: Giuseppe! Aslında bir akademisyen ama hafta sonları çocukları mutlu etmek için palyaço kılığına giren yardımsever, tatlı bir adam! Nosta, karşıdan karşıya geçerken gördüğü anda palyaçonun mavi gözlerine aşık oluyor ve sonra yavaş, yavaş palyaço hayatına girmeye başlıyor. Kuzeyle Güneyin savaşını yaşıyorlar bir taraftan… Her şeye heyecan gösteren, neredeyse her şeye hemen kapılan bir Romalı, karşısında da buz gibi duran bir Alman!” Her ne kadar Giuseppe bir Kuzeyli olsa da bu Nosta’nın ona aşık olmasını hiç mi hiç engellemiyor.

Bir romanda Don Camillo ile karşılaşmak!

Ve işte geldik Özlem Kumrular’ın has kahramanına… Yanlış duymadınız, Don Camillo’dan bahsediyorum. Hatta romanı okumaya başladığınızda karşınıza, pederle aynı kasabada yaşayan komünist belediye başkanı Peppone de çıkacak. Ya! İşte böyle bir kitap elinizdeki… Üstelik daha film kahramanlarına gelmedik bile. Sözü yine Özlem Kumrular’a bırakalım. “Don Camillo’ Giovanni Guareschi’nin hayran kaldığım karakteri… İtalyan bir gazeteci olan Guareschi, aynı zamanda karikatür ve mizah yazarı… Özellikle de yarattığı Don Camillo isimli rahip karakteriyle tanınıyor. Don Camillo’yu aslında her kitabıma koymayı çok seviyorum.” Don Camillo, Po ovasının küçük bir kasabasında papazdır. Aynı kasabanın belediye başkanı komünist Peppone ile Don Camillo arasında bitip tükenmez bir mücadele vardır ve Guareschi, kahramanlarının kişiliklerinde evrensel sağ-sol çekişmesini müthiş bir güldürüye dönüştürmüştür. Bu noktada, Nosta’nın en yakın dostu olan Don Camillo da sözü sıklıkla komünist Peppone’ye getirmekten çekinmez. İki kurgu kahramanın böylesine şenlikli bir buluşmada-romanda bir araya gelmesi ise şüphesiz okura sunulan tadına doyulmaz bir yaratıcılık olarak tarih sayfalarına geçecektir. -Hele de benim gibi şu andan itibaren ünlü Fransız komedyeni Fernandel’in oynadığı Don Camillo filmlerini net’te aramaya başlayanların olma ihtimali Nosta için kim bilir ne büyük bir mutluluk.-

Bay Carciofo ve ekibi

Kahramanımız Nosta sinema ile çok yakından ilgileniyor çünkü ‘zor durumda kalan film kahramanlarını kurtarmak’ gibi ilk söylenişte kulağa bir hayli ilginç gelen bir işi var. Bay Carciofo -Türkçesi ‘enginar bey’ demek  J- ve ekibinin -diğer kızlar da en az Nosta kadar çatlak!- gün boyu yaptıkları iş, bu işte. Kıskanmadım desem yalan olur. Korku filmleri hariç tabii… Bir insanın, pardon bir roman kahramanın hayal ile gerçeği karıştırması artık hiç de tuhaf gelmiyor bana. Özlem Kumrular bu durumu şöyle açıklıyor: “Doktora için İspanya’ya gitmiştim. Oralarda Ağustos ayında hayat durur. Herkes bir yerlere gider. Ben de birden bire yapayalnız kalmıştım. Kendimi avutmak için sinemaya gitmeye başladım. Zaten sürekli sinemaya gidiyorduk ama ben o yaz abartmaya başladım. Günde dört ya da beş film izliyordum. Çin haftası, öğlen saatlerinde İspanyol Filmleri Haftası… Yemek Filmleri Haftası… Aynı günde dört beş tane farklı türlerde film gösterimleri vardı. Ben de sinemaya sabah 11.00’de giriyordum, gecenin yarısı çıkıyordum. Artık filmler saat kaçta biterse… Bu bir ay boyunca sürdü… Neredeyse 200 film izlemişim o zaman… Filmler bittikten sonra eve gelip yatıyordum. Eve girdiğimde şehirler, ülkeler, insanlar, evler hepsi birbirine giriyordu ve çoğunun gerçek hayatta arkadaşım olduğunu düşünmeye başlıyordum. Film kahramanlarını arkadaşlarım sandığım bir dönem olmuştu. Bu kitap da o dönemin kitabı aslında…” Gülümsüyor. Nosta olduğu gülen gözleri ve kahkahasından o kadar belli ki! “Komik ve belki de tüm bu anlattıklarım inanılmaz, biliyorum ama insanları bir süre, en azından kitap ellerindeyken mutlu etmeye çalışıyorum,” diyor yine gülerek. Nosta’nın yaşadığı ünlü kozmopolit apartmanı ve Düğün Fotoğrafları Sergisi’ni anlatmayacağım. Polisiyenin tatlı, tatlı kendini belli ettiği ‘Hoşça Kal Milano Hoşça Kal Aşkım’ı okuyun lütfen. Nosta’nın hayal dünyasından, İtalyan yemeklerinden, aşktan ve Latin dünyasının keyifli filmlerinden kendinizi mahrum etmeyin.

Özlem Kumrular’dan bir “Kösem” biyografisi

Son dönemlerde oldukça popüler olan bir başka konudan -aslında röportajın ilk başında konuştuğumuz- Kösem Sultan’dan söz etmek istiyorum sizlere. Osmanlı tarihi ile ilgilenenlerin bildiği gibi Osmanlı devlet yönetiminde oldukça etkin bir rol oynayan, imparatorluğun en önemli kadın kişiliklerinden biridir Kösem Sultan. Tarihi bilgisini TV ekranları yerine kitaplardan edinmeyi tercih edenler için keyifli bir müjdem var: Özlem Kumrular’ın kaleme aldığı Kösem biyografisi çok kısa süre içerisinde kitabevlerindeki yerini alacak. Bu müjdeyi verdikten sonra sözü yine Özlem Hanım’a bırakıyorum. “Kösem’in biyografisini yazdım,” diyor. Böylece akademik mesleğinin kariyerinde önemli esere daha imza atıyor. “Halil İnalcık Hoca istemişti… Daha doğrusu geçen yıl bir röportaj sonrası sohbet ederken Halil Hoca bana ‘Sen de Kösem Sultan’ı’ yaz demişti. Kısa süre sonra da araştırmaya başladım. Bugün doğru olduğu sanılan o kadar çok yanlış bilgi var ki!  Bunların en başında da Kösem’in, Kösem zannedilen gravürünün aslında ona ait olmadığı geliyor.”

Kösem’i akademik bir biyografi kitabı olarak yazdığını söylüyor Kumrular. Fakat bu sizleri korkutmasın. Kitabın öyle ağır, ağdalı bir dili olmadığını da ekliyor hemen. “Kitap,” diyor, “küçücük bir ada olan Tinos’ta başlıyor. Çünkü Kösem’in Tinos’ta doğduğuna inanıyoruz. Fakat tıpkı diğer cariyelerde olduğu gibi Kösem’in de çocukluğuna dair elimizde hiçbir bilgi yok. Bu nedenle Kösem’in doğduğu yılları referans alarak adanın folklorik ve biraz da sosyal bir çalışmasını yaptım. Daha sonra kitap, Kösem’in kocaman bir saraya ve 800 binlik bir metropole gelmesiyle birlikte yavaş, yavaş çevresini, haremi ve İstanbul’u tanımasıyla devam ediyor.” Bu kadar değil tabii ki… Daha pek çok bilgi var kitapta. Örneğin Osmanlı padişahlarının başta nikâh yaptıkları, sonra bunun kalktığını biliyoruz. Hürrem bunu delmişti. Kösem de deldi.” Pek çok kaynaktan yararlanan Özlem Kumrular, üzerinde neredeyse bir yıldır çalıştığı Kösem kitabı ile okurlarını epeyce şaşırtacak. Benim içinse okuma listeme eklenecek yeni bir kitap olacak Kösem. İtalya’ya doğru uzanıp ‘Hoşça Kal Milano Hoşça Kal Aşkım’ı okurken Kösem’in kitabevlerindeki tahtına yerleşmesi beklemek fena bir fikir değil. Herkese iyi okumalar!  

Röportaj, Bast-Home E Dergi’nin Ekim 2015 sayısında yayımlanmıştır.

Fotoğraflar Saygın Ayyıldız

Yorum Yazınız

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen İsminizi Giriniz