Şebnem Atılgan

Desen ve renkleriyle apayrı bir felsefeye sahip olan İznik Çinilerinde motifler olduğu gibi resmedilmemiş, yatay ve düşey kesitler alınarak çizilmiştir. Çinilerdeki bitkisel motifler daima cenneti çağrıştırır ve insanlara bunu temenni eder. Gülün, sümbülün, zambağın, menekşenin, lalenin, servinin, bahar dalları ve diğerlerinin hepsi belli bir sufi tezahürüdür ve tüm bunlar İznik’in ‘sır’ıyla hayat bulur.

Osmanlı, yükselişinin başlangıcı olan 15. yüzyılın ortalarında topraklarına İstanbul’u katarak pek çok yeni kültürle tanışmanın kapılarını da aralıyordu. Şüphesiz, İstanbul’un Fethi ya da Avrupa kaynaklarında yer alan tanımı ile Konstantinopolis’in Düşüşü, Bizans’ı, bir daha geri dönmemek üzere tarih sahnesinden siliyordu. Ancak bu büyük ve ihtişamlı imparatorluğun izlerini silmek hiç de öyle kolay değildi. Şehrin yeni sahibi II. Mehmed’in de asla böyle bir niyeti yoktu. Aksine, dönemi boyunca sanatın hamisi olan Padişah, bir zamanlar Bizans’ın başkenti olan yeni şehrine ve bu şehrin kozmopolit kültürüne katkı sağlayacaktı. Osmanlı’nın yeni başkenti İstanbul’un çok da uzağında bulunmayan küçük bir şehir de Fatih Sultan Mehmed’in fethiyle birlikte II. Bayezid (1481-1512), I. Selim (1512-20) ve Kanuni Sultan Süleyman’ın (1520-1566) dönemlerinde sarayın sanat ve mimariyi destekleyen tutumundan payına düşeni alacak, ünlü ve güzel İznik Çinileri’nin üretim merkezi olacaktı.

İznik, belki İstanbul kadar ihtişamlı değildi ama en az İstanbul kadar önemli bir tarihi geçmişe sahipti. Helenestik, Roma ve Bizans dönemlerinde adı Nikaia olan şehir Bithynia’nın da önde gelen yerleşim yerlerinden biriydi. Şehri önemli kılan bir başka durum ise iki Ökümenik Konsil’e ev sahipliği yapmış olmasıydı. Bununla birlikte Selçukluların egemenliğine girerek 1075’te Anadolu’da ilk Türk başkenti olmuştu. İstanbul’un 1206 yılında Haçlılar tarafından işgal edilmesinin ardından ise ünlü Laskaris sülalesinden Theodore Laskaris İznik’te imparator ilan edilmişti. Orhan Gazi’nin 1331 yılında fethetmesiyle birlikte İznik, çok daha önemli bir şehir haline gelmişti. Ancak bu önemi merkezi konumunu İstanbul’a kaptırmasıyla bir süre sonra kaybetti. Bununla birlikte Kanuni Sultan Süleyman’ın 1534 yılında kenti ziyaret etmesi, İznik’i 16. yüzyılda kısa süreli de olsa ilgi odağı olan bir şehir haline getirdi. Özellikle de Mimar Sinan’ın İznik’te hamam, kervansaray, çeşme gibi imar faaliyetlerinde bulunması, Ayasofya Kilisesi’nden camiye çevrilen Orhan Camii’ni onarması ve şehrin Anadolu’ya uzanan kervan yolunun üzerinde bulunması yeniden canlılık kazanmasını sağlamıştı. Fakat şehre asıl ün kazandıran bunlar değildi. İznik, 15. ve 17. yüzyıllar arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun anıtsal mimari yapılarının süsleme programında kullanılan çinilerinin üretildiği önemli bir merkezdi. 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar bir Osmanlı kenti olan İznik, sırçası güzel ve yapılışı ince, beyaz kilden kap kacakları, kâseleri ve fincanları ile 17. yüzyılının sonuna dek yüzlerce değerli İznik çini ve seramiğini üreten atölyelere ev sahipliği yapacaktı.

İznik çinisi

İznik Vakfı’nın kaynaklarında çininin tarifi şu şekilde yapılıyor. “Çini, Osmanlı döneminde, sanatın en yüksek mertebesine erişmiş bir üründür ve hamurunda yüksek oranda  ‘kuvars’ bulunur. Çininin özelliği olan sertlik, sağlamlık, renklerin canlılığı, parlaklığı ve derinliği; kuvarsın yoğunluğu ile sağlanmıştır. Asırlardır dayanan çinilerin renklerinin ve sır’ın bozulmamasının nedeni kuvars’dır. İznik’te 16. yüzyılda yaratılan bu teknik son derece zor bir üretim şeklidir. Çininin seramik ile farkı, kullanılan kuvars oranından kaynaklanır. Seramikte çok düşük  oranda kullanılan kuvars İznik çinisinde her 4 katmanda, ayrı karışımda kullanılır; bisküvi diye isimlendirilen ham karo, çizim kolaylığı sağlayan astar, metal oksitlerden oluşan renkler ve en son katman olan sır…” İznik’in ‘sır’lı hamurunda hayat bulan çini sanatının Beylikler döneminde kullanılan teknikleri Selçuklu geleneğinin devamı olmuş, İznik Çinisi asıl gelişimini Osmanlı döneminde yaşamıştır.

Şerare Yetkin, Anadolu’da Türk Çini Sanatının Gelişimi isimli çalışmasında, erken Osmanlı döneminde çinilerde kullanılan tekniklerin başında renkli sır tekniğinin geldiğini ve bu tekniğin çini sanatında yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu belirtmektedir. Osmanlı anıtsal yapılarında kullanılan bu teknik Orta Asya’da 14. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkmış ve Semerkantlı ustalardan öğrenilen yeni teknik ve bilgilerle donatılmıştır. Anadolu Selçuklularının çini sanatına getirdiği bir başka yenilik ise Mozaik Tekniğidir. Bu teknikte geometrik kompozisyonlarıyla bitkisel motifler, kufi ve sülüs yazıları dikkat çekicidir. On altıncı yüzyılın ortalarına kadar süren bu teknikte renkler yine kobalt mavi, patlıcan moru, firuze ve kobalttır. İznik Vakfı’nın kaynakları sivil mimaride ve saraylarda kullanılan minai, sıraltı ve lüster tekniklerinden de söz etmektedir. İki önemli anıtı örnek olarak gösteren Vakıf,  Minai tekniğinin en iyi örneklerinin Konya Alaaddin Sarayı’nda, sıraltı tekniğinin en güzel örneklerinin ise Kubadabad Sarayı’nda görülebileceğini belirtmektedir. Kare, altıgen ve üçgenlerden oluşan düz ve yaldızlı çiniler de Anadolu Selçukluları’nda duvar süslemesi olarak kullanılmıştır.  Osmanlı Dönemi çiniciliğinin başlangıç dönemi olan 14. yüzyıl sonu ve 15. yüzyıl başlarında renkli sır tekniği dikkati çekmektedir. Beyaz astarlı kırmızı hamurun kullanıldığı bu teknikte desenler basılarak veya kazılarak işlenmiş ve üzeri renkli sırlarla boyanmıştır.

15. ve 16. yüzyılda Osmanlı çini sanatı ve saray üslubu

Osmanlı çini sanatında yeni bir dönemin başlangıcı olarak 15. yüzyılı sonu ile 16. yüzyılın başlangıcı tarihlendirilmektedir. Selçuklu ve Beylikler döneminde çini üretiminin merkezi olan İznik, bu dönemde de en önemli çini ve seramik merkezi olacaktır.

Saraya bağlı Ehl-i Hiref örgütündeki nakkaşların hazırladıkları desenler dönemin tüm sanat dallarında belirleyici olduğu gibi çini süslemelerinde de etkin olmuşlardır. Topkapı Sarayı’nda çalışan ustalar, hem sarayın ihtiyacını karşılamış hem de dönemin sanat üslubuna yön vermişlerdir. İznik atölyeleri de saray üslubundan payına düşeni almış, sarayın nakkaşhanesinde usta sanatçıların denetimi altında hazırlanan desenler, anıtsal mimari yapıların süsleme programlarına girmiş ve sıraltı tekniğinde duvar çinileri üretilmiştir. Sıraltı tekniğinde en belirgin özellik çini hamurunun sert ve beyaz olmasıdır. Osmanlı saray nakkaşlarının elinden çıkan desenlerin uygulanıp pişirildiği yer İznik atölyeleridir. Topkapı Sarayı’nda örneklerinin görüşebileceği bu dönem çinilerinde Baba Nakkaş, Haliçişi olarak isimlendirilen gruplar yer almaktadır. İznik Vakfı’nın kaynaklarına göre Baba Nakkaş üslubunda hatayi, rumi ve bulut stilize olarak kullanılmıştır. Ana renk kobalt mavi ve tonlarıdır. Haliçişi’nde ise helezonların üzerinde küçük yaprak ve çiçekler bulunmaktadır. On altıncı yüzyılın ikinci yarısından itibaren çiniler kırmızı sıraltı tekniği ile üretilmiştir.

Kanuni dönemi ve kırmızı sıraltı tekniği

Kırmızı sıraltı tekniği ile üretilen çinilerin merkezi yine İznik’tir. Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanatının hüküm sürdüğü 16. yüzyıl, anıtsal mimari yapıların yoğun olarak inşa edildiği bir dönemdir. Kesme taş mimari yapılarında sıraltı tekniğinde çini süslemeyi uyum içinde kullanan Mimar Sinan, İznik çini atölyelerinde yoğun olarak üretim yapılmasını ve çini sanatının gelişmesine katkı sağlamıştır. Çini sanatının en parlak dönemi olan bu yüzyılda kırmızı sıraltı tekniği karo ve evanilerde, kobalt mavisi tonları, firuze, yeşil, siyah, kahverengi, kabarık mercan kırmızısı kullanılmıştır. Desenlerde hatayi, rumi ve bulutlu kompozisyonlar uygulanmıştır. Bir başka ekol olan Saray Başnakkaşı Karamemi ekolü, naturalist üslupta lale, karanfil, sümbül, gül, zambak, menekşe, servi, bahar dalları, asma yaprakları ve serbest kompozisyonları gözler önüne sermektedir. Bu çinilerin en güzel örnekleri Süleymaniye Camii, Rüstempaşa Camii ve Kanuni Sultan Süleyman Türbesi’nde görülebilir.

Sona doğru

On yedinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı’nın yaşadığı ekonomik sıkıntılar İznik’teki çini üretimini de olumsuz etkilemiştir. Renkler ve desenlerde özensizlikler baş göstermiş, artık tamamen saray dışındaki müşteriler için üretim yapan İznik atölyelerinde saraydan gelen siparişler geciktirilmeye başlanmıştır. On sekizinci yüzyılda İznik atölyeleri tamamen kapanmış ve 14. yüzyıldan beri faaliyet gösteren Kütahya ön plana çıkmıştır. Kütahya, İznik kopyaları olan karolar ve serbest desenli, farklı tekniklerde evaniler üretmiştir. İznik atölyelerinin kapanmasının ardından Kütahya’nın yanı sıra İstanbul’da da bir çini atölyesi kurulmuştur. Tekfur Sarayı adını taşıyan imalathanede üretilen çiniler de İznik kalitesine yaklaşamamış ve bu imalathane ancak otuz, kırk yıl kadar üretim yapabilmiştir.

Günümüzde İznik çiniciliği

İznik çiniciliğinin günümüz teknolojisine, kalite ve sadeliğini bozmadan adapte edilmesinde İznik Vakfı’nın 1995 yılından itibaren sürdürdüğü kararlı ve gayretli çabalarının büyük bir payı var. Bu konuda önemli bir ayrıcalığa sahip olan Vakıf, İznik Çini Araştırma ve Geliştirme Laboratuvarı ve İznik Çini ve Seramik San. Tic. Ltd. Şti.’yi kurmuştur.  İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi ve TÜBİTAK’ın yanı sıra Priceton Üniversitesi ve MIT gibi kuruluşlarla yerli ve yabancı uzmanlarla çalışarak orijinal İznik Çinisini üretmeyi başarmıştır.

İznik Vakıf Çinileri sadece içeriğindeki malzemelerden dolayı değil kullanılan desenler dolayısıyla da özeldir. Desenler, İslam bilim ve sanatının yüzlerce yıllık birikimini gözler önüne sermektedir. İslami geometrinin en iyi örneklerini görebileceğimiz İznik Vakıf çinileri desenlerindeki muhteşem ahengin arkasında yatan sır da budur. Modern geometrik şekiller sayesinde matematik bilimi ile oluşturulan eserler evrenseldir. Birbirini takip ederek ulanan eserlerin uygulandığı alanlarda sonsuzluk hissi güçlü bir şekilde hissedilmektedir.

Çeşitli ülkelerden sanat ve eğitmenleri aynı çatı altında buluşturan Vakıf, İznik desenleri ile çağdaş desenler arasında harmoni araştırmaları yapmaktadır. Geçmişte olduğu gibi bugün de çini ve seramiklerindeki üslup ve desenlerin orijinal olarak koruyan İznik Vakfı, çalışmalarını halkla açık alanların yanı sıra özel konutlarda da sergilemektedir. 14. ve 17. yüzyıl arasında gelişen ve sanatsal ürünleri ile İznik Çinisinin en güzel örneklerini veren teknik ve üsluplar bugün de uygulanmaya devam etmektedir.

15. yüzyıldan itibaren kesitler halinde üretilen desenlere bugün yeni üsluplar eklemek mümkün mü?

 İznik Vakfı, bu soruyu desenlerin üretim kaynağı ile açıklıyor. Ustaların bu desenleri bin iki yüz çeşit lale motifi gibi çeşitli sembolik ürünlerden yola çıkarak hazırladıklarını belirtiyor.  Bu nedenle bir desen üretilirken titiz ve dikkatli araştırmaların yapılması gerektiğinin altını çiziyorlar. Bu yıl 22. yılını kutlayacak olan İznik Vakfı, etkinlikler çerçevesinde düzenleyeceği viyola dersleri ve dinletileriyle İznik çinileri ile müziğin kozmik yakarışını evrenin sonsuzluğunda buluşturacak. Böylece geçmişi 14. yüzyıla uzanan kıymetli İznik Çinisi 21. yüzyılda sahnedeki yerini bir kez daha alacak.

Çininin sırrı

İznik Çinileri, % 85 oranında kuvars içermesi nedeniyle son derece sağlam bir yapıya sahiptir. Bu özelliği, çinilerin mimari uygulamalarda iç mekânlarda kullanıldığı gibi dış cephelerde de kullanılmasını sağlamaktadır.

İznik Vakıf çinilerinin gizem ve hayranlık uyandırması, seramik literatüründe teknolojik olarak başarılması çok zor olarak tanımlanan hamur, astar ve sırdan oluşan üç kuvars tabakasının başarılı bileşiminden kaynaklanmaktadır. Kullanılan renkler yarı değerli taşların renklerinden etkilenmiştir. Örneğin; mercan kırmızısı, malahit veya firuzenin yeşili, LapisLazuli’nin koyu mavisi gibi. Desen tasarımları alegorik ve sembolik değerler yanında, ülkemizin flora ve faunasını yansıtır. Çinilerdeki geometrik örgülü düzenlemeler ise gökyüzü, semavi kurallarla fert arasındaki ilişkinin, kozmik düşüncenin yansımasıdır. Kitabeler ve yazılar genellikle anlam olarak iddialı ve kişiyi yücelten metinleri içermez, İslam düşüncesi ve felsefesini yansıtır.

Mimari yapılarda çini bezemeler diğer özellikler ile bütünleşmiş, ancak aşırılıktan uzak, göze hoş gelen ama mütevazı ölçülerde tutulmuştur. Hem geleneksel hem de modern desenleri kullanarak İznik Vakıf Çinilerinin yalnız pano olarak değil, aynı zamanda mimari uygulamalarda kullanılıyor olması, tüm dünyada İznik çinilerinin yeniden keşfedilmesinde ve günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmesinde önemli rol oynamıştır.

Kaynak:

İznik Vakfı, Prof. Dr. Kerim Silivri derslerinden

iznik.com

Sadberk Hanım Müzesi ve Ömer M. Koç Koleksiyonlarından, İznik Çini ve Seramikleri, Hülya Bilgi

Yorum Yazınız

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen İsminizi Giriniz