İLK KADIN RESSAMIMIZ: MİHRİ MÜŞFİK

82

Osmanlı topraklarında ilk Kız Öğretmen Okulu (Dârülmuallimât) açıldığında yıl 1870’ti. On sekizinci yüz yıldan itibaren eğitim alanına eğilen imparatorluk, tarih sayfalarından silinmeden kısa süre önce, kızlar ve modern eğitim için atılımlar yapmaya başlamıştı. İmparatorlukta kızlar için ilk ilkokul ve ortaokul, 1858 yılında açılmıştı. Daha sonra da bu okullara öğretmen yetiştirmek amacıyla bir kız öğretmen okulu açılmasına karar verilmişti. Dârülmuallimât adıyla açılan okul, Sultanahmet’teki bir konakta eğitim veriyordu. Tanzimat süresince de tek bir okul olarak kalan Darülmüallimat’ı diğerlerinden ayıran farklı bir özelliği daha vardı: Okulun 1913 yılındaki resim öğretmeni Mihri Müşfik Hanım’dı.

Söze yine, Dârülmuallimât’dan devam edelim: Mihri Hanım Paris’te sanat ve sosyal yaşamına devam etmektedir. Cavit Bey, Balkan Savaşından sonra Fransızlarla bir borç anlaşması yapabilmek için Paris’e gelmiştir. Maliye Nazırı Cavit Bey ile Mihri Hanım Türk Elçiliğinde verilen bir resepsiyonda tanışırlar. Dârülmuallimât hakkında konuşulur ve Mihri Hanım’dan resim öğretmeni olması rica edilir. Aynı zamanda böylesine yetenekli bir hanımdan eğitim için yararlanılmasının gereği bir telgrafla Maarif Nazırına önerilir. Böylece Mihri Hanım, İstanbul Kız Öğretmen Okulunun resim öğretmenliğine atanır. Bu genç, yetenekli ve idealist hanım, Türk resim tarihine “İlk kadın ressam” olarak geçen Profesör Mihri Müşfik Hanım’dan başkası değildir.

Mihri Müşfik Hanım

İstanbul Kadın Ressamlar Derneği’ndeyiz. Uzun zamandır izini takip ettiğim Mihri Müşfik Hanım’ın anısına kurulan dernek, bu özel vizyonu, dernek başkanı Nilgün Sarp’ın kaleme aldığı Bir Osmanlı Prensesi Ressam Mihri Müşfik kitabı ile taçlandırıyor. Mihri Müşfik hakkında yazılan kaynak eserlerin azlığı düşünüldüğünde Nilgün Sarp’ın kitabı bir başka önem ve özellik kazanıyor. Kitabın kapağını süsleyen otoportrenin Mihri Hanım olup olmadığını soruyorum Nilgün Hanım’a, “Aslında,” diyor, “Mihri Hanım’ın poz vererek yapılmış bir portresi elimizde yok. Kitabın kapağındaki bu resmin, kendisinin yaptığı bir otoportresi olduğunu düşünüyoruz. Kimi sanat tarihçileri bu resmin kendisi olduğunu söylüyor, kimileri ise ablası Enise’nin portresi olduğunu… Resmin orijinali İstanbul Resim Heykel Müzesi’ndedir.” Kadın Ressamlar Derneği’nin logolarına taşıdığı tabloda, genç ve güzel bir kadın, omzunun üzerinden pembe bir gülü kokluyor. Kitap ise, kapağındaki tablonun sahibi, güzel olduğu kadar öncü ve ilerici bir sanatçı olan Mihri Müşfik Hanım’ın hayat hikâyesini 1886 yılından günümüze taşıyor.

İlk kadın ressam

Nilgün Sarp, Mihri Müşfik Hanım’ı anlatmaya “Resmin prensesi, ilk kadın ressam: Profesör Mihri Müşfik Rasim Hanım” satırları ile başlıyor. Bu başlığı oluşturan her kelime, Mihri Hanım’ın öncü kişiliğinde hayat hikâyesinin bir parçasını oluşturuyor.  1886 yılının bir kış günü, 26 Şubat’ta Moda’daki Rasim Paşa Konağı’nda, onu, sarayın bir parçası yapacak köklü bir ailede gözlerini dünyaya açıyor. Mihri Hanım’ın öncü kişiliğinin oluşmasında eğitiminin ve babası Tıbbiye Nazırı Doktor Ahmet Rasim Paşa’nın döneme göre aydın ve ilerici yaşam anlayışının etkileri var. Aile bağları da Mihri Hanım’ın sarayla yakın bir ilişki kurmasını sağlıyor ki bu durum da onun resme olan yeteneğinin ilerlemesine olanak veriyor.  Nilgün Hanım, bu noktada Halife Abdülmecid’in başyapıtları arasında yer alan “Haremde Beethoven” tablosundan söz ediyor. “Portre ve kompozisyon ressamı olarak nitelendirilen Halife Abdülmecid’in bu tablosunda, Mihri Hanım’ın da katıldığını sanılan bir saray etkinliğini görüyoruz. Sağda Halife, kendisini de tablonun içine yerleştirir. Ortada çello çalan Burhanettin Efendi, Mihri Hanım’ın eniştesidir. Mihri Hanım’ın da bu grup içerisinde kuzenleriyle birlikte resim yaptığı söyleniyor. Saray Ressamı Fausto Zonaro ile tanışması da böyle oluyor. İtalyan ressam Zonaro, kısa süre içerisinde Mihri Hanım’ın yeteneğini keşfediyor. Mihri Hanım, 9-10 yaşlarında sanatçının Beşiktaş Akaretler’deki atölyesinde ders almaya başlıyor.”

Zonaro’nun atölyesinde aldığı dersler, saray ve döneme göre daha ilerici yaşam tarzı genç kızın kader çizgisini bir daha dönüşü olmayacak şekilde değiştirecektir. Genç Mihri, Zonaro’dan aldığı dersleri ilerletmek ister. Ama ne yazık ki Osmanlı’da henüz kadınların da gidebileceği bir resim okulu yoktur. “Fakat,” diyor Nilgün Hanım, “bu aşılması son derece imkansız durum Mihri Hanım’ı yıldırmaz. Resim akademisinde okuma isteğini bir türlü bastıramaz. Paşa babasının da onu yurtdışına asla göndermeyeceğini bilmektedir. Bu durumda geriye kaçmak kalıyordu. Bu kaçışa suç ortaklığı yapan Fransız elçisi Barrer’in eşidir. Böylece Mihri Hanım sahte bir Fransız pasaportu ile Türk resim sanatı tarihinde Avrupa’ya ulaşan ilk kadın ressam olmayı başarır.”

Mihri Müşfik Hanım, akademi eğitimini Roma güzel sanatlar akademisinde alır. Rönesans döneminin ustalarının başyapıtlarını ve şaheserlerini yarattıkları ülkede, Roma’dadır. Bu, Mihri Hanım’ın Roma’ya ilk gidişi olmayacaktır. Mihri Hanım’ın Roma’ya ikinci kez kavuştuğu yıl 1919’dur. Ancak bu tarihlerin kesinliği konusunda şüpheler de vardır. Tarihler 1922 yılını gösterdiğinde ise üçüncü kez Roma’dadır. Yine ilklere imza atmaya devam edecek,  İtalyanların ulusal kahramanı yazar ve şair kont bakan Gabriele D’Annunzio ile tanışacak ve portresini yapacaktır.  Bu dostluk aracılığıyla Papa 15. Benedict ile tanıştırılır ve papanın da portresini yapar ki bu da resim tarihimizde bir ilktir.

Nilgün Hanım yine sözü alıyor: “1911’li yıllar… Mihri Hanım, Montparnasse 52. bd. adresinde kiraladığı evi atölye olarak kullanır. Portre yaparak geçimini kazanmaya devam eder. O artık uluslararası bir sanatçıdır. Bir süre sonra Sorbon’da siyasi bilimler öğrenimini yapan Bursalı Selami Paşa’nın oğlu Müşfik Selami Bey’le tanışır. Daha sonra da evlenirler.”

Ve işte yazımıza başladığımız noktaya dönüyoruz; Paris’te katıldığı bir resepsiyonda aldığı teklifle yurda döner. Mihri Hanım, resim eğitimi almak üzere ayrıldığı ülkesine ilk Kız Öğretmen Okulu’nun resim öğretmeni olarak geri dönmüştür ki bu o döneme göre müthiş bir başarıdır. Ama bu, Mihri Hanım için sadece bir başlangıçtır. Öncü kişiliği bir başka ilke daha imza atmaya hazırlanmaktadır.

İnas Sanayi-i Nefise açılıyor

Bu dönem, öylesine büyük bitişler ve başlangıçlarla dolu ki! İnas Sanayi-i Nefise, büyük bir imparatorluğun tarih sahnesinde hızla sona doğru ilerlediği yılda, 1914’te açılıyor. Okul, şimdiki İstanbul Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi’nin bulunduğu yerdedir. Dersler, o yıllarda, daha sonra büyük bir yangınla yıkılacak olan Zeynep Hanım Konağı’nın iki odasında verilmektedir. “Osman Hamdi Bey tarafından açılan Padişahın Yüksek Güzel Sanatlar Akademisi (Sanayi-i Nefise-i Şahane Ali’si) yalnızca erkek öğrencilerin öğrenim gördüğü bir akademidir. Bu okula kızların devam etmesi yasaktır. Ancak aradan 31 yıl geçtikten sonra nihayet kızların da gidebilecekleri bir akademi açılır. Bu akademi İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’dir,” diyor Nilgün Hanım kitabının satırlarında. “Mihri Hanım, bizzat cebinden para koyarak Sultan Reşat zamanında zorlu bir mücadele vererek 1914’te İnas Sanayi-i Nefise’yi açıyor. İlk kız resim akademisi… Böylece Beyazıt’ta Zeynep Hanım Konağı’nın iki odasında dersler başlıyor. Okulun müdiresi Profesör Mihri Hanım’dır ve aynı zamanda da resim derslerine girmektedir. Mihri Hanım, 13 Kasım 1918’de İstanbul’un işgali sırasında İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nde resim profesörlüğü görevine devam etmektedir.”

Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı yıl eğitime açılan okul, yıllar içerisinde başka binalara taşınır. Okul, 1926 yılında Namık İsmail’in müdürlük yaptığı dönemde karma eğitime başlamıştır. Yeri ise Fındıklı’da eski Meclis-i Mebusan binasıdır. Okul halen oradadır. Günümüzün Mimar Sinan Üniversitesi olarak eğitim vermeye devam etmektedir.

İstanbul Kadın Ressamlar Derneği

İlk kadın ressamımız Mihri Müşfik, İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nde pek çok başarılı ressama öncülük eder, yetişmelerini sağlar. Müzdan Sait Hanım, Muide Esat, Belkıs Mustafa, eski başbakanlarımızdan Bülent Ecevit’in annesi Nazlı Ecevit, Aliye Berger, Fahrenel Zeyd, Güzin Duran, Sabiha Bozcalı, Melek Celal Sofu, Hale Asaf bu öğrenciler arasında yerlerini alırlar.

Sohbetimizin sonlarına doğru “Evrensel bir sanatçı olan Mihri Müşfik Hanım’ın Türkiye’de 32, İtalya’da 36, Fransa’da 23 ve Amerika’da 60’ı aşkın eseri vardır,” diyor Nilgün Sarp. “Fakat Mihri Müşfik Hanım’ın ömrünü sanata adamış olmasına rağmen ülkemizde adının unutulmaya yüz tutması beni çok üzüyordu. Karanlıklar içinde kalan öncülüklerini gördükçe ve Mihri Müşfik Hanım hakkında araştırmalarıma devam ettikçe onun bu başarılarını başta ülkemiz ve dünyaya ilan etmek istiyordum.  Mihri Hanım, 1917 yılında Kadın Ressamlar Derneği kurmak istese de yeterli çoğunluğu sağlayamadığı için derneği açamamıştı. Ben de onun yarım kalan projesiyle işe başladım.”

Ressam Nilgün Sarp’ın Mihri Müşfik Hanım’ın anısını yaşatmak üzere kurduğu İstanbul Kadın Ressamlar Derneği, Mihri Müşfik Hanım’ı dünden bugüne, bugünden geleceğe taşıyor.  Gözlerini 1954 yılında New York, Kimsesizler Yurdunda kapatan Mihri Müşfik Hanım, Türkiye’de bir anıt mezara sahip olamasa da artık yalnız ve kimsesiz değil.

Şebnem Atılgan

Yorum Yazınız

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen İsminizi Giriniz