HÜLYA BİLGİ: “ÇOCUKLARA VE GENÇLERE KÜLTÜREL MİRASIMIZA SAHİP ÇIKMAK ZORUNDA OLDUĞUMUZU AŞILAMALIYIZ.”

99

Meşher’in üçüncü sergisi “Mâziyi Korumak: Sadberk Hanım Müzesi’nden Bir Seçki”, 19.000’i aşkın eserin bulunduğu müzenin Arkeoloji ve Türk-İslam Sanatı koleksiyonlarından seçilen 210 nadide eserle ziyaretçileri Anadolu’nun uygarlıklar tarihinde bir yolculuğa çıkarıyor.

Vehbi Koç Vakfı (VKV) kurumlarından biri olan Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonundan seçilen 210 eser, Meşher’in İstiklal Caddesi’ndeki mekânında sergilenmeye devam ediyor. Her bir eser ait olduğu döneme ışık tutarak, MÖ 6. binyıldan 20. yüzyıla uzanan geniş bir zaman diliminin öyküsünü geleceğe taşıyor. Serginin küratörlüğünü üstlenen Sadberk Hanım Müzesi Müdürü Hülya Bilgi “Bulunduğumuz coğrafyanın kültür mirası bakımından bu kadar zengin olması bizim bir şansımız. Bu şansımızı daha iyi değerlendirmeliyiz ve Anadolu arkeolojisi ve kültürel mirasın korunmasına yönelik geleceğin büyükleri, bugünün çocuk ve gençlerine, küçük yaşlardan itibaren kültür mirasımıza gerek kendimiz, gerekse dünya tarihi için sahip çıkmak zorunda olduğumuzu aşılamalıyız ve bunun bir yurttaşlık görevi olduğunu anlatmalıyız,” diyor. Sadberk Hanım Müzesi Müdürü Hülya Bilgi ile ““Mâziyi Korumak: Sadberk Hanım Müzesinden Bir Seçki” sergisi hakkında konuştuk.

Figürin
Mermer
Erken Tunç Çağı
MÖ 3. binyıl ortaları
Batı Anadolu



Şebnem Atılgan: Vehbi Koç Vakfı kurumlarından biri olan Sadberk Hanım Müzesi’nin geniş kitleler ile buluşturulmasını hedefleyen sergi, 210 nadide eser ile Meşher’de ziyaretçilerini ağırlıyor. Sizin deyiminizle “Bir Zaman Yolculuğu” bu… Anadolu uygarlıklarının zenginliğini bir kez daha gözler önüne seren sergi, arkeolojinin de daha geniş bir kesim içerisinde yayılmasına yardımcı oluyor. Bu bağlamda, ülkemizde özellikle son yıllarda arkeolojiye olan ilginin biraz daha arttığını söyleyebilir miyiz?

Hülya Bilgi: Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bir vatanın sahibi olmanın yolu, o topraklarda yaşanmış tarihi olayları bilmek, doğmuş uygarlıkları tanıma ve sahip olmaktan geçer.” sözü arkeolojinin, tarihin ne kadar önemli olduğunu çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Özellikle dünya uygarlık tarihi içerisinde çok farklı uygarlıklara sahne olmuş Anadolu coğrafyasının yerini düşünürsek bunun ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, Anadolu topraklarında yabancı bilim insanları tarafından temelleri atılan Türk Arkeolojisi, Cumhuriyet Döneminde M. Kemal Atatürk’ün çabaları ile büyük bir gelişme göstermiş, 1931 yılında Türk Tarih Kurumu, 1934 yılında Türk Arkeoloji Enstitüsü gibi kurumlar kurulmuştur.  Arkeoloji eğitim alanındaki eksiklikleri gidermek için de önce İstanbul Üniversitesi’nde Arkeoloji Kürsüsü kurulmuş daha sonra Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi açılmıştır. Bu yoğun çalışmalar neticesinde Türk Arkeolojisinin temelleri sağlam olarak atılmış ve zaman içinde de ivme kazanmıştır. Günümüzde ise üniversitelerde açılan arkeoloji bölümleri ile bu bilim dalı hızla arkeolog yetiştiren bir meslek dalı haline gelmiştir. Son yıllarda arkeolojiye bir ilgi var ama bunun arzu edilen düzeyde olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bulunduğumuz coğrafyanın kültür mirası bakımından bu kadar zengin olması bizim bir şansımız. Bu şansımızı daha iyi değerlendirmeliyiz ve Anadolu arkeolojisi ve kültürel mirasın korunmasına yönelik geleceğin büyükleri, bugünün çocuk ve gençlerine, küçük yaşlardan itibaren kültür mirasımıza gerek kendimiz, gerekse dünya tarihi için sahip çıkmak zorunda olduğumuzu aşılamalıyız ve bunun bir yurttaşlık görevi olduğunu anlatmalıyız. Bu da ancak ilkokuldan itibaren verilecek eğitim ile gerçekleşebilir.

Philetairos büstü
Roma Dönemi, MS 1. yüzyıl
Yükseklik 45 cm, genişlik 33,9 cm
Portre büst, Pergamon Krallığı’nın kurucusu
Philetairos‘a aittir.

Şebnem Atılgan: Bu tür başarılı ve değerli sergilerin ülkemiz arkeolojisine olan desteği son derece önemli… Elbette karşılıklı bir destek bu… Yine de sergi içerisinde Anadolu uygarlıklarına dair eserlerin sunulmasının bir tercih olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan, Sadberk Hanım Müzesi’nin hedef ve alan genişlettiğini söyleyebilir miyiz? Gelecek dönemlerde müze içerisinde arkeoloji bölümü genişlemeye devam edecek mi acaba? Bu alanda düşünülen yeni projeler var mı?

Hülya Bilgi: Sadberk Hanım Müzesi MÖ. 6. binden Cumhuriyet’e kadar olan tarih süreci içerisinde Anadolu uygarlıklarına ait eserleri (temsil edecek nitelikteki eserleri) kesintisiz olarak bünyesinde muhafaza eden ve sergileyen yegâne müzedir. “Mâziyi Korumak: Sadberk Hanım Müzesi’nden Bir Seçki” sergisinde Anadolu uygarlıklarını çarpıcı örneklerle göstermenin yanı sıra Osmanlı sanatını en seçkin örneklerle gözler önüne sererek müze koleksiyonunun çeşitliliği ve zenginliği bir bütün olarak ortaya konulmuştur.

Müze, Arkeoloji Bölümü ve Türk-İslam Bölümü olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Arkeoloji Bölümünün yaklaşık 7000’e yakın eserden oluşan koleksiyonu, Geç Neolitik Çağ’dan Bizans Dönemi sonuna kadar Anadolu’da birbiri ardına yaşamış uygarlıklara ait maddi kültür varlıklarının kronolojik olarak izlenmesine imkân sağlamaktadır. Sadberk Hanım Müzesi Arkeoloji Bölümü, zaman içinde gerek yurt dışı müzayedelerinden satın alınan nâdide eserlerle, gerekse kayıtlı koleksiyonların devri ile zenginleşmeye devam etmiştir. Hüseyin Kocabaş koleksiyonu gibi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın onayı ile devir alınan diğer başka kayıtlı koleksiyonlarda bulunmaktadır. Bu koleksiyonlarla birlikte daha da zenginleşen Arkeoloji Bölümü, zaman zaman yurtiçi ve yurtdışında yapılan sergilere destek vererek katkıda bulunmuş, koleksiyonundaki eserler üzerinde araştırma yapmak isteyen akademisyenler, araştırmacılar ve öğrencilere her türlü kolaylığı göstererek yardımcı olmaya çalışmış ve bu yöndeki çalışmaları desteklemeye devam etmeyi hedeflemiştir.

Kahve örtüsü
Kadife dokuma
Osmanlı, 19. yüzyıl
Çap 93 cm


Şebnem Atılgan: Sadberk Hanım Müzesi’nin Türkiye’nin ilk özel müzesi olması son derece değerli… Bununla birlikte Sadberk Koç Hanımefendi’nin entelektüel koleksiyonculuğu örnek bir alan oluşturuyor. Sadberk Hanım’ın koleksiyonculuğundan söz edebilir miyiz? Bu bağlamda ülkemizdeki koleksiyonculuk ve gelişimi hakkında neler düşünüyorsunuz?

Hülya Bilgi: Sadberk Koç, aileden gelen güzel sanatlar ve eski eser merakıyla, gençlik yıllarından itibaren Osmanlı kadın kıyafetleri ile işlemeleri toplamaya başlamıştı. Boş zamanlarında Ankara’da ve bilhassa İstanbul’da Kapalıçarşı’daki antikacılara gider, işlemeler alır ve bunların türleri, yöreleri ve yapıldığı tarihler hakkında bilgi almaya çalışırdı. Bazen bu gezilerinde çocuklarını da yanında götürürdü. Zamanla işleme ve kıyafetlerin yanında Osmanlı sanat eserlerine de ilgi duyarak tuğralı gümüşler, porselenler, tespih ve kaşıklar gibi eserleri de topladı. Ömrü boyunca titizlikle topladığı bu eserleri, zamanla büyük bir koleksiyon haline dönüştürdü. Yurt dışında gezdiği müzelerden, özellikle de Atina’daki Benaki Müzesi’nden çok etkilendi ve bir an evvel bir müze kurup, bu eserleri sergilemek ve başkalarıyla paylaşmak istedi. Ancak Türkiye’de kanunen “özel müzecilik” diye bir kavram mevcut değildi. Bu eserlerin kendi adını taşıyacak bir müzede sergilenmesi, hayatının son günlerine kadar en büyük arzularından biri oldu. Ancak ömrü bu arzusunu gerçekleştirmeye yetmedi ve 23 Kasım 1973 tarihindeki vefatından sonra Koç Ailesi ve Vehbi Koç Vakfı, Sadberk Hanım’ın arzusunu yerine getirdiler. Sadberk Koç’un Türkiye’de henüz koleksiyonculuk ve özel müzecilik anlayışı oturmamışken titizlikle en seçkin parçaları bir araya toplayarak oluşturduğu koleksiyonu, müzenin nüvesini oluşturdu.

Koleksiyonculuk, maddi kültür kalıntılarının,  herhangi bir kâr amacı gütmeden, eskiye sahip çıkmanın verdiği hazla geleceğe, gelecek kuşaklara tanıtma ve aktarma kültürüdür. Bu nedenle toplumun gelişmesi ve toplumsal bilincin oluşturulmasında önemli rol oynadığı bir gerçektir. Bu bakımdan da özveri isteyen koleksiyonculuğun bir disiplin çerçevesinde geliştirilmesi yerinde olur. Bu disiplin de ancak toplumu yöneten devletin himayesinde ve devletle koleksiyonerin işbirliğinde çıkartılacak yasalar ve kurallar çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerekir. Bunun yanında koleksiyonculuk, kişilerin sadece meraklarını tatmin amacı ile ilgilendikleri konulara yönelik, maddi kültür kalıntılarının biriktirilmesi anlayışıyla sınırlı kalmamalı, kültürel mirasa sahip çıkma, koruma ve toplumla paylaşma olmalıdır. Oluşturulan koleksiyonun korunması, arşivlenmesi, bilimsel yayınlarla tanıtılması ve sergilenmesi de bilinçli bir koleksiyonerin görevleri arasındadır.  Bilindiği gibi koleksiyonlar, koleksiyonerlerin ilgi alanını, zevkini ve kültür düzeyini yansıtır ve gelişmesini sağlar.

Tabak
Seramik
Osmanlı İznik, yak. 1570 – 1575
Yükseklik 6,5 cm – çap 30 cm.


Şebnem Atılgan: Sadberk Hanım’ın vasiyeti ve Sevgi Gönül Hanım’ın büyük çabaları bizlere çok değerli bir müze kazandırdı. Bu çabaların, Türkiye’nin önemli koleksiyoncularından Hüseyin Kocabaş Koleksiyonu ile zenginleşmesi ayrıca önemli… Hüseyin Kocabaş Bey ve onun değerli koleksiyonundan söz edebilir miyiz?

Hülya Bilgi: Türkiye’nin efsanevi koleksiyonerlerinden olan Hüseyin Kocabaş (1909-1981) Bursalı bir kumaş tüccarıydı. On yaşından itibaren eski eser toplamaya başladı. Zamanla çok büyük ve önemli bir koleksiyon sahibi oldu. Nişantaşı’ndaki apartmanının bir katında sergilediği eserlerini haftada bir gün (Cumartesi) meraklılara ve bilim insanlarına gösterirdi. Vefatından sonra koleksiyonu Kültür Bakanlığı’nın izniyle varislerinden devralınarak Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonuna 1983’te dâhil edildi. Hüseyin Kocabaş koleksiyonu MÖ 6. Binyıldan Bizans dönemi sonuna kadar Anadolu’da yaşayan uygarlıkların maddi kültür varlıklarının yanında İslam ve Osmanlı dönemi eserlerini de kapsayan büyük bir koleksiyondur ve Kocabaş koleksiyonunun Sadberk Hanım Müzesi’ne katılması, müzenin gelişiminin mihenk taşlarından biridir. Artık Sadberk Hanım Müzesi tarihöncesinden 20. yüzyılın başlarına kadar uzanan kültür çağları boyunca bütün Anadolu uygarlıklarını temsil edebilir nitelikte koleksiyonlara sahip bir kuruma dönüştü.


Şebnem Atılgan: Siz, “Maziyi Korumak: Sadberk Hanım Müzesi’nden Bir Seçki” sergisinin küratörlüğünü üstlendiniz. “Maziyi Korumak”, özellikle de Anadolu’muz göz önünde bulundurulduğunda o kadar büyük bir anlam kazanıyor ki! Serginin tam da bu anlamı karşılıyor olması, bu mirasa sahip çıkacak olan gençler için de önemli bir mesaj… Bu sergide yalnızca tarihi eserleri değil korunan bir maziyi de görüp, tanıyacaklar çünkü… Bu bağlamda sergi hakkında neler söylemek istersiniz

Hülya Bilgi: Türkiye’nin ilk özel müzesi olan Sadberk Hanım Müzesi, kurulduğu günden itibaren büyük bir heyecanla üstlenmiş olduğu ana hedefi, kültürel mirasımızın birer parçası olan eserlerin en iyi şartlarda muhafaza ederek gelecek kuşaklara aktarılmasıdır. Bu nedenle Müze bünyesinde konservasyon ve restorasyon laboratuvarı ile tekstil restorasyon atölyesi bulunur. Bu birimlerin temel sorumluluğu müze koleksiyonunun bütünlüğünü konservasyon kurallarına uygun şartlarda koruyarak, gelecek nesillere güvenli bir şekilde aktarılmasına yardımcı olmaktır. 2020 yılı müzemizin 40. kuruluş yılı ve 40 yıl boyunca müzemiz bu konuda çalışmalarını her geçen gün geliştirerek, koleksiyonunu da zenginleştirerek devam ettirmektedir. “Mâziyi Korumak” sergisinde, Sadberk Hanım Müzesi’nin bu 40 yıllık serüveni, gelecek kuşaklara bırakacağı görkemli mirastan önemli bir seçki ile sunularak anlatılır.

Yorum Yazınız

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen İsminizi Giriniz