Gerçeklikle oyun hamuru gibi aynayan, Kara ve Kızıl Bir Roman

307

Gerçekle gerçek olmayan arasında gerçekdışı kahramanlarla anlatılan, fazlasıyla gerçekçi, kara ve kızıl bir roman bu! Kim guguklu bir saatin içinden çıkan, küçük ve öfkeli adam Ulyanov’u kedi Mihail’in yutmadığını iddia edebilir ki? Romanda anlatılanlar, hayallerle kayganlaştırılmış bir gerçeklik zemininde olup bitiyor ve insanı, hayatın gerçeklikten çok bir hayal dünyası olduğuna inandırıyor inandırmasına ama gerçekleri de reddetmiyor. Bilakis gerçekliğin en kırılgan noktasında yakalıyor bizi… Hem de bir kez değil! Onur Akyıl tarihten çağırdığı Sovyet devriminin lideri Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin’e ve diğer kahramanlarına da hakkını teslim ediyor.“Ulyanov yeniden bir biçimde aramıza karışmalı ve bir şeyler söylemeliydi… “ diyor. Ve tabii söylüyor da: (…) “Üçü birlikte dükkandan çıkarlarken küçük kız dönüp, ‘Az kalsın unutuyordum,’ deyip hızla yanıma geldi ve diğer cebinden bir rozet çıkarıp bana uzattı. ‘Bunu takın lütfen,’ dedi. ‘Ulyanov’un özel ricası.’ Sonra dükkandan çıkıp gittiler hep birlikte.’” Eh, daha ne desin!

Onur Akyıl’la yeni romanı “Proleterler İçin Patafizik Dersleri” hakkında konuştuk.

Şebnem Atılgan: Bize “Patafizik” kavramından söz etmenizi istesem neler söylersiniz? Kitabınıza isim veren bu kavram, Alfred Jarry’nin icadı olan kavram mı? Jarry’nin kavramı, “metafizik ötesinde bir dünyada varolan hayali fenomeni inceleyen bir felsefe ya da bilim dalı,” olarak tanımlanıyor. Siz de böyle mi tanımlıyorsunuz?

Onur Akyıl: ‘Patafizik’ten bahsetmek için hangi yöntemi, yolu seçeceğimi bulmak zorundayım ve bu oldukça zor aslında, çünkü ‘Patafizik başka birçok kavram gibi, var olduktan, ortaya çıktıktan, kendini anlaşır kıldıktan sonra değişime uğruyor ister istemez. Fakat bu değişeme uğrama meselesinde şaşmayan şey, bulanan modernliğin, modernizmin, modernitenin içinde aklın zorunlu kıldığı görünümlere, ön kabullere bir karşı çıkış ya da daha doğru bir tanımla ‘karşı arayış’. Bu noktada şunu söylemek lazım sanırım, ‘Patafizik hakkında konuşan, yargılarda bulunanların birçoğu gerçekliğin kabul edilebilir düzlemindeki bir kırılmayı imliyor. O kırılmadan yayılan, o kırılmanın içinden taşan başka bir düzlem var ya da en azından olmalı. En kestirme anlamda, süzülmüş bilgi kolaycılığında söylemek gerekirse Patafizik, olabilir olanın oluşunu biçimleme bilimi … Benim böyle yaptığım tanımlamaya istisna ya da hayal bilimi diyenler de var. Sonuç olarak elbette Alfred Jarry yazdığım komploya (pardon romana) dâhil, fakat Baudirllard’a uzanan bir uzak iklim, kalıcı hayal, somutla inşa edilen soyut gibi bir bakış açısının da işlediğini söylemek lazım. Burada kendimi eleştirip, ‘Patafizik’i ne denli doğru işlettiğimi bilmediğimi söylemeliyim. Bu işleyiş, bilinebilir olabilir mi? Bu da daha önemli başka bir soru. Şimdilik cevapsız…

Şebnem Atılgan: Ben, Patafizik derslerini Patifizik olarak okudum 🙂 Bunun nedeni kedi Mihail olabilir mi bilmiyorum ama, Patifizik derslerinin bize söylemek istediği başka şeyler olduğunu düşündüm… Siz ne dersiniz?

Onur Akyıl: Aslında haklısınız, alan dışına çıkmak istiyorsanız, alan dışı bir varlığın özelliklerini belirgin kılmak gerekiyor. Kediler yeryüzündeki en ürkütücü varlıklar bu anlamda. Onların, ‘Patafizikâlemle’ kuşkusuz bir bağları var, oranın bir parçası olduklarını düşünüyorum. Yıllardır kedilerle içli dışlıyım ve kedilerin hal ve hareketlerinde, diğer insan olarak tanımlamadığımız varlıklarda pek görmediğimiz bir üst gerçek davranış kodları dizisi var. Kediler bana yeryüzünde, onları kedi yapan tüm öznel yetilerinden koparılmaya çalışılarak tutuluyorlarmış gibi gelir. Bir şeylerin aslında hiç de olması gerektiği gibi olmadığını biliyorlardır, farkındadırlar. Bir insan olarak bir kediye baktığınızda, kedilerin bu sıkıntılarını hissediyorsanız işte orada da sanırım sizin de dediğiniz ‘Patifizik’in kapıları açılıyor. Ayrıca bu tanımlamanızı çok sevdim ve doğru buldum. 

Şebnem Atılgan: Eğer birinci tanıma dönersek, bir saat tamircisinin hayali bir dünyada varolan -hayal ettiği demek istemiyorum- bazı şahsiyetlerin, kedi Mihail ve saatçi ile karşılaşmasını konu alan bir hikayeye tanık oluyoruz. Saatçi, kedi Mihail ve diğerleri birer fenomen mi? Ya da birer sembol mü? Üç, hiçbiri ya da onlar sadece bu romanın kahramanları mı?

Onur Akyıl: Şimdi burada temel almamız gereken mesele var olma durumudur. Şeylerin bu doğaya, bu dünyaya, bilinene ilişkin varlık değerleri, tüm evrene neden yayılmasın? Böyle düşünürsek eğer onları fenomenlikten kurtarmış olmaz mıyız? Bununla şunu söylemek istiyorum; bahsettiğiniz, roman içinde anılan isimlerin gerçeklikleri evrenin her yanında aynı olabilir ama kavranışları evrenin her yanında aynı olmayabilir. Buradan bakmak lazım meseleye; fakat şunu söylemekte fayda var, bu romandaki, belirgin isimlerin hepsi gerçek. Daha doğrusu gerçek olarak ısrarla kodlanmış ve çoğumuzun her halükarda kabul ettiği alanın yaşamış özneleri. Mihail? Mihail bir kedi ama evrenin bu noktasında, benim romanımda yani bu biçimiyle, oradaki, romandaki haliyle kavranmış bir kedi.

Şebnem Atılgan: Romanda hakikat olan ya da hakikati temsil eden sadece kedi Mihail mi? Peki, “saat” ve “saatçi” imgesi için neler söyleyebiliriz?


Onur Akyıl: Öyleyse yukarıdaki cevabın üzerinden yürüyelim; şimdi eğer Mihail bu metin / roman için ‘kavranmış’ bir kediyse hakikati ne denli temsil edebilir? Ya da ne denli hakikat olabilir? Hakikat eninde sonunda gerçeğe rağmen değişmeyendir ve bir şey gerçeğe rağmen değişmiyorsa, gerçek olmayana rağmen de değişmiyor diye düşünebiliriz. Öyleyse Mihail bir şeyin, yorumlanmış halidir ve bir şeyin yorumlanmış haliyse bir şeyin sadece kendisi değildir. Tüm kediler gibi davranan ama en azından adı Mihail olduğu için başka bir kedidir. Bu küçük fark bile hakikati zedeler; dolayısıyla Mihail’in hakikatle ilgili bir durumu, konumu ve / veya roman içi belirleyiciliği sanırım yok. Saat ve saatçi ise hem şeylerin zaman içindeki geçişliliği, hem de sabitliği için belirleyici olarak kullanılmış olmalı… Evet, bu metni / romanı ben yazdım ama şu an onu basılı haliyle de okumuş biriyim, kısacası yeterince yabancıyım metnime. O yüzden böyle söyledim.

Şebnem Atılgan: Ulyanov da romanın önemli karakterlerinden biri… Kedi Mihail’in hiç tereddüt etmeden adresini bulduğu parti ile bağlantısı var gibi görünüyor. Sanırım Ulyanov’da yine temsili bir karakter…

Yukarıda söylemiştik; Ulyanov da kendisi. Bildiğimiz kişi. Yaşamış ve başarmış biri. Parti ise her zaman onun partisi. Zaten daha hikâyenin başında söyleniyor bu.

Şebnem Atılgan: Neredeyse bütün kahramanlar birtakım temsili kişiler ve roman da pek çok göndermelerle dolu… Ve birtakım hayata dair felsefi sorular… Hayatı ya da kendi hayatını sorgulayan bir saatçi ile karşı karşıyayız. Üstelik aynı soruları kendi kendimize sormamızı da sağlıyor. Siz de kendinize bu tür sorular sorar mısınız?

Onur Akyıl: Elbette; ben onları bir araya getirdim ve bir tümleyen oldum. Onların, romandaki insanların ve olayların böyle de var olabileceği bir zamanı kurdum. İşte ‘Patafizik meselesinin başladığı yer de burası. Eğer benim bir sorum yoksa bu romandaki kimsenin, hiçbir olayın ve hatta tek bir harfin dahi sorusu yoktur demektir. Onları tarihten çağırdım ve tarihin ne denli yakın ya da uzak olabileceğini, gördüm. Benim Ulyanov’u bir başka düzleme çekmem ona asla bir şey kaybettirmez, hatta daha çok Ulyanov’a hakkını teslim eden bir şeydir bu. Diğerleri için de öyle. Sadece, örneğin Ulyanov yeniden bir biçimde aramıza karışmalı ve bir şeyler söylemeliydi… Sanırım durum bu. Bu da benim sorduğum, kendime sorduğum sorular neticesinde gerçekleşti.

Şebnem Atılgan: Roman, saatçiyle birlikte hakikatin gerçek olduğu bir yeri arama macerasına ortak ediyor bizleri… Acaba bulabilecek miyiz?

Onur Akyıl: Ben insandan üstün değilim, onun adına umut ettiğimi söyleyemem bu anlamda ama biliyorum ki insan umut ediyor. Kaçak bir cevap olmasın ama bir şeyleri yakın zaman içinde bulacağımız kesin ve sanırım bulacağımız şeyler, Ulyanov’un da romanın bir yerinde bahsettiği gibi pek de bulmayı umduğumuz şeyler olmayacak. Ama er ya da geç, meselelerin çok başka alanlarda cereyan ettiğini anlayacağız. Trilyonlarca yıldızın olduğu bir uzayda… Devamını getiremiyorum bile… Ama şuna inancım tam, zaman bir gün teknoloji sayesinde gerçekten kırılacak ve bütün kahramanlarımız gözümün önünde eriyip yok olacaklar. Göreceğiz her şeyi, belki biz değil, birileri muhakkak görecek bunu, canlı izlenecek tarih, geçmiş yeniden akacak, zaman yeniden akacak.

Şebnem Atılgan: Peki, şu proleterler için neler söyleyeceksiniz? Sizce gereken dersleri alabildiler mi?

Onur Akyıl: Proleterler iyi varlıklardır. Uzay zamanın en nitelikli değer üreticileridirler, fakat esas soru şu, akan hayat, yalnızca aktığında değer üretiyor mu, üretmiyor mu? Bir ırmak örneğin proleter midir? Bu kavrandığında tüm dersler alınmış olacak, hepimiz almış olacağız dersimizi.

Şebnem Atılgan: Gerçekliğin gerçekdışı gerçekliği konusunda ben ikna oldum. Ellerinize sağlık.

Teşekkür ederim. Mihail burada, yanımda şimdi… Herkese içten bir biçimde gurulduyor. Çünkü o bir kedi. Çünkü her şey bir tekrar…

Yorum Yazınız

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen İsminizi Giriniz