Anadolu Üniversitesi Uluslararası Tiyatro Festivali, tiyatro sanatında güncel uygulamaların, oyunculuk eğitimi sürecine yansımalarının araştırılması ve geliştirilmesi amacıyla, Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tarafından bir bilimsel araştırma projesi olarak tasarlandı. Festivalde yurt içinden ve dışından farklı üsluplara sahip topluluklar performanslarını sahneledi. Yerli ve yabancı tiyatro sanatçıları ve eğitmenler tarafından atölye çalışmaları, söyleşiler yapıldı. Festival boyunca Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Bölümü öğrencilerinin, öğretim elemanlarının, konuk sanatçıların ve eğitmenlerin deneyimlerinden elde edilen veri, ülkemizde oyunculuk eğitimi veren okullarla paylaşılacak. Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müdürü Prof. Erol İpekli ile festivalin öncesini ve sonrasını konuştuk.

Şebnem Atılgan: Anadolu Üniversitesi, gerçekleştirdiği bilimsel çalışmalar ve eğitim faaliyetlerinin yanı sıra düzenlediği sanatsal etkinliklerle de adından söz ettiriyor. Bu önemli etkinliklerden biri de 18 Ekim – 9 Kasım 2019 tarihleri arasında gerçekleşen Anadolu Üniversitesi Uluslararası Tiyatro Festivali oldu. Etkinlik; 10 Oyun, 10 Atölye ve 10 Söyleşi ile Türkiye ve dünyadan birçok değerli tiyatro insanını bir araya getirdi. Böylece, üniversitenin öğrencilerinin yanı sıra akademisyenler de yurt içinden ve yurt dışından gelen sanatçılarla deneyim ve bilgi paylaşımında bulundular. Festivalin açılış konuşmasında çok önemli bir noktanın altını çizdiniz ve dediniz ki, “Üniversite olarak, 1989 yılındaki eğitim öğretim dönemimizde, Tiyatro Anadolu adlı dergimizde Türk Tiyatrosunun sorunlarını ele alan geniş bir dosya yayımladık.” Bu sorunların altını çizmek o gün olduğu gibi bugün de çok önemli… Bu festivale zemin hazırlayan ve o yıllarda olduğu gibi, günümüzde de güncelliğini koruyan ana noktalar ya da sorunlar nelerdi? Ve bunlar festivale nasıl bir kapı araladı?

Prof. Erol İpekli – Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müdürü:  Tiyatro Anadolu dergisi bizler için önemini koruyor ve bu detayı anlatma fırsatı bulduğum için mutluyum… Bu güzel sorunuz için teşekkür ederim. Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı eğitim öğretime başlamadan önce, okulun kurulmasını planlayan yönetim, ülkemizin tanınan ve yetkin tiyatro sanatçılarını bir araya getirmişti.  Konservatuvarımız 1989’da kuruldu ve kuruluşundan bu yana ülkemizde, dinamik ve yenilikçi bir okul olarak yerini aldı. Ben de bu okulun ilk öğrencilerinden biri olarak bu 30 yıla tanıklık etme şansı buldum.  Fakat derginin oluşumu, konservatuvarın kurulmasından öncedir. Değerli hocamız Cevat Çapan önderliğinde toplantılar düzenlenmiş ve bu toplantılara Ergin Orbey, Genco Erkal, Zehra İpşiroğlu, Güngör Dilmen, Gönül Çapan, Ayla Algan, Özdemir Nutku, Yücel Erten, Beklan Algan gibi pek çok kıymetli tiyatro sanatçısı ve eğitmen katılmıştı. Bu geniş katılımlı toplantılar, tiyatro alanına ilişkin görüşlerin oluşmasının yanı sıra nasıl bir okul kurulması gerektiği konusunda arayışları başlatmış ve bu çerçevede tiyatronun sorunları ele alınmıştı. Tiyatronun sorunları çok geniş kapsamlı bir konu… Bu röportajda uzun uzun anlatma imkânımız olmadığına göre konuyu kısaca özetlemek isterim. Şöyle ki; öğrenciliğimiz boyunca Tiyatro Anadolu dergisi bizim için hep kılavuz niteliğini taşıdı. 1989 yılının güz döneminde Tiyatro Anadolu isimli bir dergi ile karşılaştım. Sınıf arkadaşlarımla birlikte dergiyi okumaya başladığımızda, tiyatro alanında kendini kanıtlamış, dünya ölçeğinde değerli ustaların yazılarını ve çevirilerini bulduk. Bu önemli makalelerin arasında tiyatronun sorunları dosyası da vardı. Dosyanın konularından biri oyunculuk eğitimi üzerineydi. Katılımcılar, zanaat-sanat ilişkisi, usta-çırak ilişkisi, oyunculuk eğitiminde güncel ve bilimsel yöntemlerin uygulanması, dünya ile entegrasyon gibi konularda görüşlerini dile getiriyorlardı. Festivalin açılış konuşmasında da bahsettiğim gibi, dergide yayımlanan dosya konuları hepimizin algısını yükselmiş, zihnimizi açmış olmalı… Bu konular hiç soğumadan o günden bugüne kadar konuşuldu. Hala da konuşuluyor, tartışılıyor. Bundan birkaç ay önce Beykent Üniversitesi, benim de konuşmacı olarak katıldığım ve benzer konuları tartışan bir çalıştay düzenledi. 2010 İstanbul Kültür Başkenti Projesi kapsamında yine bu başlıklarda söyleşiler yapılmıştı. Demek istediğim, Tiyatro Anadolu dergisinin yıllar önce değindiği konular güncelliğini koruyor. Bu durumda bugün bizim de kendimize sormamız gereken bir soru var: Peki, biz, bugün nasıl bir tiyatro eğitimi veriyoruz? Eğitim programımızı güncellemek için ne tür deneyimlere ihtiyacımız var?

Türkiye’de 1936 yılından bu yana Stanislavski sistemi üzerine kurgulanmış bir tiyatro eğitimi var. Bu model, küçük değişikliklerle, tadilatlarla, ekleme ve çıkarmalarla bugüne kadar geldi. Shakespeare’in dediği gibi, tiyatronun amacı dünyaya ayna tutmaksa, oyunculuk eğitiminin işlevi de aynı olmalı ki, biz de bunun sonucunda çağı yakalayan bir tiyatro anlayışına sahip olabilelim… Demek ki çağımızı yakından izlemeye ve incelemeye ihtiyaç var. İşte bizler de bu kaygıdan ve sorulardan kaynaklanan bir sorumluluk üstlenmiş durumdayız. Evet, tiyatro eğitimi veriyoruz ama bu arada dünyada neler oluyor? Avrupa tiyatrosundaki dönüşümler bizim tiyatromuza nasıl yansıyor? Bizler güncel bir tiyatro eğitimini nasıl verebiliriz? Çağdaş tiyatronun gereksinimleri nelerdir? Asıl sorumuz bu! İşte bu soruya yanıt aramak amacıyla, farklı okullarda, farklı platformlarda, oyunculuk eğitimi verenler olarak bizler, kendi olanaklarımız çerçevesinde çözümler üretmeye çalışıyoruz. Toplantılar düzenliyoruz, denemeler yapıyoruz, dosyalar hazırlıyoruz, sunuyoruz, tartışıyoruz, paylaşıyoruz. Akademisyenler görüşlerini bildiriler halinde sunuyorlar, makaleler yazıyorlar…  Bu arada bizim ilham kaynağımız olan Tiyatro Anadolu da güncelliğini koruyor. Soru aynı çünkü…  Çağ değişiyor, buna bağlı olarak çağdaş oyunculuk eğitiminin yeni gereklilikleri oluşuyor ama soru değişmiyor. Festivalimizin açılışında, Tiyatro Anadolu dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğini üstlenen değerli hocamız Cevat Çapan’a, “Tiyatro Eğitimine Katkı Ödülü” takdim ettik. Kendisine minnet duygumuzu, teşekkürlerimizi ifade etmek istedik bir anlamda… Dergimiz çok nitelikli olmasına karşın ancak üç sayı çıkabilmişti. Buna rağmen, hala önemli bir kaynak durumunda… Tiyatro Anadolu dergisi, 30 yıl önce Anadolu’da yeni kurulan bir okulun sorumluluk duygusuyla yayımladığı bir çalışma idi. Ve sorunuza geri dönersek, aynı düşünceye dayanan bir sorumluluk duygusuyla, biz, şimdi ne yapabiliriz diye düşünürken, işte buralara, bu festivale ve bu röportaja kadar geldik…

Şebnem Atılgan: Festivalin içeriği ve çerçevesi, değerli ve önemli bir tiyatro oluşumundan ilham aldığını kanıtlıyor. Sizi harekete geçiren temel soru ya da sorunun eğitim olduğunu söylediniz.

Prof. Erol İpekli: Beni ve meslektaşlarımı harekete geçiren, “Oyunculuk eğitimine katkı sağlayacak ne yapabiliriz?” düşüncesiydi. Bizler, oyunculuk alanında yer alan eğitimcileriz. Her eğitmenin, kendi alanında gündemi takip etmek gibi bir sorumluluğu vardır. Dünya tiyatrosunu yakından izlemeli, dönüşümleri, hareketliliği, istekleri ve sahnedeki yenilikleri öğrencilerimize yansıtmalıyız. Eğer Anadolu Üniversitesi’ndeyseniz, kendinizi bazı konularda sorumlu hissedersiniz. Şu anda içinde bulunduğumuz gibi oyunculuk eğitimi için elverişli salonlara, geniş bir eğitim kadrosuna sahipseniz bazı sorumlulukları da üstlenmişsiniz demektir. Biz de, bu sorumluluktan hareketle yola çıktık aslında… Bu sorumluluğun gereği olarak neler yapabilirdik? Böylece ortaya bazı temel sorular çıktı: Oyunculuk eğitimi modelimizi nasıl güncelleyebilir, çağa nasıl ayak uydurabiliriz? Öğrencilerimize yararlı olabilecek bir eğitim modeline nasıl ulaşabiliriz? Dünyada ve Türkiye’de alanında usta olan sanatçıları, eğitmenleri davet ettik.  Önce, Pierre Nadaud, Kameron Steel, Zwaantje de Vries, Savas Stroumpos, Cecile Richards ve Gregorz Bral’a ulaştık. Programımızı bu atölyeler çerçevesinde oluşturduk.

Şebnem Atılgan: Öyleyse festivalin bir tür bilimsel araştırma projesi olduğunu söyleyebiliriz.  Atölyelerle hedefledikleriniz nelerdi?

Prof. Erol İpekli: İlk adımımız ya da başlangıç düşüncemiz atölyelerimizdi. Atölyelerde neleri hedefledik? Konservatuvarımıza tiyatro atölyelerini gerçekleştirebilecek, uluslararası alanda kendini kanıtlamış eğitmen sanatçıları davet etmek ettik. Böylece sanatçılarımızın penceresinden kendi öğrencilerimizi, öğrencilerimizin penceresinden bu sanatçı eğitmenlerin tiyatro sanatına yaklaşımlarını gözlemleyecektik. Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarının öğretim üyelerini de işin içine katarak, bu birlikteliğin akademik olarak nasıl anlaşılıp, değerlendirilebileceğini de ölçmeyi amaçladık. Böylece atölyelere, üç ayrı noktadan bakan bir sistem tasarladık. Tabii bunları ben tek başıma yapmadım. Çok değerli sanatçılardan, eğitmenlerden oluşan bir ekibimiz var, onlarla beraber oluştu bu düşünceler…

Bu düşünceleri gerçekleştirirken, atölyelere ilişkin şöyle bir yöntemi tercih ettik: Çalışmadan önce  “ön test” yapalım dedik. Örneğin konumuz fiziksel tiyatro ise, bu konuda öğrencinin şu andaki bilgisi ya da donanımı nedir? Bugüne kadar nelere tanıklık etmiş, deneyimi ya da bilgisi ne düzeyde? Ön test uygulayalım ve bu durumu belgeleyelim. Ardından da çalışma sırasında, öğrencinin görüşlerinden oluşan, anket yoluyla doküman oluşturalım. Böylece öğrencinin duygu haritasını, meseleye yaklaşımını, enerji kullanımını -ki bu yaklaşım zaten bilimsel araştırma yöntemleri arasında yer alıyor-, kısaca bu deneyimi, atölye öncesi, sırası ve sonrası olarak bölelim… Böylece somut bir bilgi ortaya çıkaralım. Bu yaklaşımın yararlı olacağını düşündük. Daha doğrusu, bunlar bizim atölyeleri daha verimli kılmak için aklımızdan geçirdiğimiz hayallerimizdi. Öğretim elemanlarımızın da bu süreci izlemesini ama dışarıdan biz göz olarak değil, bizzat katılımcı olarak takip etmesini planladık. Elle tutulur bir veri oluşturmayı hedefledik. Elbette herkes son derece değerli deneyime, bilgiye, düşünceye sahip olabilir. Biz atölyelerden, güncel, somut veri üretmeyi, bu deneyimi olabildiğince somutlaştırmayı istedik. Çünkü kanımca, şöyle bir sorunumuz var; bazen, kendi okulumuzda idealize ettiğimiz bir çalışma modeline ya da fikre âşık olabiliyoruz. Sonra da bu fikri olmazsa olmaz bir şekilde savunuyoruz. Sadece tiyatrocuları kast etmiyorum burada… Oysa daha iyi bir eğitim modelini oluşturmak için, bu yaklaşımdan kurtulmalı, bilimden yararlanarak, objektif kriterlere dayanan bakış açıları yakalamalıyız. Peki, bunu nasıl yapacağız? Bunun tek bir yolu var: Alanın uzmanlarına, yetkin eğitmenlere ulaşmak, onlarla çalışma ortamı oluşturmak, çalışmaya ilişkin sağlıklı veri toplamak. Sözün kısası, biz bu anlayışla, atölyeler öncesinde, sırasında ve sonrasında toplayacağımız veriyi, objektif bir yaklaşımla anlaşılır kılmak, somutlaştırmak istedik.

Şebnem Atılgan: Bir festivalin, bilimsel bir projeye olarak planlaması gerçekten ilgi çekici ve oldukça önemli bir düşünce… Tüm bu anlattıklarınız, sahnede izlediklerimiz ve tabii eğitim alanında asıl alt yapıyı oluşturan atölyeler, bu konuda başarılı olduğunuzu gösteriyor. Workshopların yanı sıra Özlem Hemiş, Uluç Esen, Semih Çelenk, Selen Korad Birkiye, Bülent Sezgin, Fakiye Özsoysal, Elif Candan, Arda Öztürk, Hasibe Kalkan, Yavuz Pekman, Kerem Karabağa, Oğuz Arıcı’nın katıldığı farklı konularda söyleşiler gerçekleştirdiniz.

Prof. Erol İpekli: Evet, festival içerisinde 10 ayrı söyleşi planladık. Sözünü ettiğiniz çok değerli tiyatro sanatçıları ve akademisyenler bu söyleşileri gerçekleştirdi. Söyleşilerimize sadece konservatuvar öğrencilerimizi değil, Eskişehir’de oldukça yaygın olan amatör tiyatro çevresini de davet ettik. Bu arkadaşlarımız da söyleşilere katılsınlar ve öğretim üyelerinin güncel çalışmalarından haberdar olsunlar diye düşündük.

Şebnem Atılgan: “Arzu Tramvayı”, “Teatro Delusio”, “Correction”, “Tartuffe” “Cimri”, “Bir Delinin Hatıra Defteri”, “Don Kişot’um Ben”, “Joseph K.”, “Zengin Mutfağı” ve “Kürk Mantolu Madonna” isimli oyunlar, bilimsel bir proje olarak düşünülen festivalin, farklı metin ve oyunculuk gözlemlemelerini büyük ölçüde destekliyor olmalı…

Prof. Erol İpekli: Bu proje böyle bir perspektif de kazansın istedik, evet… Benim öğrenciliğimde İstanbul ve Ankara’ya oyun izlemeye giderdik. Çok yararlanırdık. Festivalimize ülkemizin yetkin sanatçılarının yer aldığı, iyi oyunları davet edelim istedik. Ve oyunlarla birlikte projenin medyatik boyutu da oluştu. Oyunlar, bugün ülkemizde gündemi belirleyen oyunlar olsun diye düşündük. 7 yerli 3 yabancı oyunu davet ettik. Öğrencilerin telefonlarına yükledikleri bir uygulamayla katılabilecekleri bir anket hazırladık. Anket, öğrencilerin oyunlar hakkındaki düşüncelerinden oluşuyor. Tiyatroda “beğendim” ya da “beğenmedim” cevap olarak kabul edilmez. Neden beğendiğinizi ya da beğenmediğinizi de açıklamanız gerekir. Bu anketler sayesinde öğrencilerimizin, üniversitemizin diğer öğrencilerinin ve Eskişehirli seyircinin algısını ölçmeyi hedefledik. 

Şebnem Atılgan: Tiyatro eğitimi alan öğrenciler belki derslerden birine girip hocalarından bilimsel bir açıklama dinlemiyorlar ama -festival atölye ve söyleşileriyle- aynı zamanda da dinliyorlar!

Prof. Erol İpekli: Festival kapsamında düşündüğümüzde, evet… Dinliyorlar, soruyorlar, aktif olarak katılıyorlar.

Şebnem Atılgan: Tiyatro oyunları, seyirci ile hiçbir aracı kullanmadan direk iletişim kurar… Kanımca, festivaldeki oyunların tümü öğrencilere bilgi alışverişi açısından büyük pencereler açmış olmalı… Bu festivalde önemli noktalara dokunmayı başarmışsınız.

Prof. Erol İpekli: Umarım öyledir… Aslında biz, festivalimizin bir başlangıç olmasını diliyoruz. Bununla birlikte bu alanda çalışan herkese yararlı olan projeler yapmak, bir anlamda “e, olabiliyor işte!” demek istiyoruz.

Şebnem Atılgan: Festival sona erdiğinde neler yapmayı planlıyorsunuz?

Prof. Erol İpekli: Hedefimiz şu; anket sonuçlarını, kendi görüşlerimizin yanı sıra, bu süreçte atölyelere, söyleşilere, oyunlara katılan öğrencilerimizin, sanatçı ve akademisyenlerimizin, seyircilerimizin görüşlerini değerlendirip bir rapor hazırlayacağız. Elimizdeki somut veri bu bilimsel projenin raporunu oluşturacak. Bu raporu yayımlayacağız. Türkiye’de oyunculuk eğitimi veren değerli arkadaşlarımıza diyeceğiz ki, bizim elimizde somut bilgilere dayanan böyle bir rapor var. Bu raporu sizlerle de paylaşmak istiyoruz. Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarında 2019’da böyle bir çalışma yaptık. Umalım ki, bu festival bir esin kaynağı olsun… Başka üniversitelerle de iş birlikleri doğsun ve ortak çalışmalar yapalım. Bu tür projeler, festivaller daha da büyüsün, genişlesin…

Bir tek amacımız var; daha iyi eğitim! Okullar öğrenciler için var… Bildiğiniz gibi üniversiteler üç temel işleve sahip: Birincisi, öğrencilere niteliği yüksek eğitim vermek. İkincisi, eğitim kadrosundaki akademisyenleri sanatsal ve bilimsel çalışmalara özendirmek ve uzmanlık alanlarında onları yetkinleştirmek, üçüncüsü ise topluma katkı sağlamak… Bu projeyi sunarken bu üç işlevi gerçekleştirme düşüncesinden yararlandık. Ülkemizde oyunculuk eğitimine katkı sağlayacağını umduğumuz bir proje bu… Biz bu proje ile öğrencilerimize katkı sağlayacağımızı, akademisyenlerimize ufuk açıcı birtakım yaklaşımlar, deneyimler edinme imkânı vereceğimizi ve dünya ölçeğinde sanatçılarla ortak üretimi mümkün kılacağımızı, nitelikli oyunlarla tiyatroseverleri karşılaştırarak topluma katkı sağlayacağımızı düşünüyoruz. Oyunlara ilgi çok yoğun. Salonumuz daha büyük olsaydı, daha fazla seyirciye ulaşabilirdik. Ama koltuk sayısı belli…

Şebnem Atılgan: Büyük emek verilmiş, güzel bir başlangıç…

Prof. Erol İpekli: Teşekkür ederim. Bu vesileyle, sizin aracılığınızla, projemizin gerçekleşmesini mümkün kılan başta Rektörümüz Prof. Dr. Sayın Şafak Ertan Çomaklı olmak üzere, üniversitemizin ilgili birimlerine bir kez daha teşekkür ederim. Bu arada içtenlikle söylemek isterim ki, sizin ilginiz, varlığınız bize güç veriyor. Ülkemizde tiyatro alanına çok değerli katkıda bulunan Tiyatro Gazetesi’ne, bu detaylı röportaj için ayrıca teşekkür ederim.

Yorum Yazınız

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen İsminizi Giriniz