BİR BARDAK ÇAY İNSANIN HAYATINI DEĞİŞTİRİR!

1160

Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır, der büyüklerimiz. Peki, ya çayın! Aslında günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır çay ve çay sohbetleri… Memleketimizde kadını da erkeği de, büyüğü de küçüğü de çaysız duramaz… Sabah, öğlen, akşam en az üç kez demlenir taze çaylar evlerde, iş yerlerinde, kahvehanelerde… Uzun çay sohbetleri de çabası tabii… Sözün kısası, çaysız duramaz bizim millet! Çay danışmanı ve eğitmeni Nilgün Yalçın’ın dediği gibi, “Türk siyah çayı bizim milli içeceğimizdir.” Peki, ama hangi çaydır bu ve nasıl demlenmeli, nasıl içilmelidir? İşte bu noktada sorularımıza en doğru cevabı verecek kişi de yine Nilgün Yalçın’dır. “Bilimsel adıyla Camellia Sinensis, muazzam bir dünya ve üretim şekline göre de 6’ya ayrılıyor: beyaz çay, sarı çay, yeşil çay, oolong, siyah çay ve puerh,” diyor Yalçın, çay hakkında detaylı bilgiler verirken ve ekliyor, “Dünyada kişi başı çay tüketiminde 3,2 kg ile birinci sıradayız. Bu birincilik tamamen Türk siyah çayı ile elde edilen bir birincilik. Lakin bilinçli bir tüketim yapılmadığını ilk fark ettiğim an itibariyle asla yerimde durmadım.” Nilgün Yalçın’la Artizan Tea markasını ve bir girişimci olarak çay yolculuğunu konuştuk.

Şebnem Atılgan: “Bir bardak çay insanın hayatını değiştirir mi?” diye düşündüm, sizin girişiminiz hakkında okurken… Bu sorunun cevabı, sonucu “Artizan Tea” markasının doğuşu ile bağlantılı olarak “Evet” gibi görünüyor. Bununla birlikte, doğal olarak sorunun cevabını verecek kişi de sizsiniz… “Bir bardak çay” ya da “bir tutam çay” sizin hayatınızda neleri değiştirdi?

” Dünyada kişi başı çay tüketiminde 3,2 kg ile birinci sıradayız.”

Nilgün Yalçın: Harika bir giriş yakalamışsınız… Öncelikle, teşekkür ediyorum. Evet, “bir bardak çay” insanın hayatını değiştirir. Çaya dair ilk aldığım eğitimin ilk gününde içtiğim ilk Puerh ile hala sonsuz bir aşk yaşıyorum. O ilk içtiğim bardağın fotoğrafı, yıllardır Whatsapp profilimdedir. Hayatın bir anlam yolcuğu olduğunu düşünmüşümdür daima. Belirli dönemlerde de bir evreka anımızın olduğunu kabul etmemiz gerekir ki sadece kabul etmekle kalmayıp, onu hayatımıza da aksetirmemiz gerekir. Yoksa bir anlamı olmaz, o anda bulduğunuzun. Ben bu anlamı “çay”da buldum. Çay dünyasının derinliğini, çeşitlerini, hayat ile olan bütünlüğünü ve ülkemizde de henüz daha yeni hareketlilik halinde olduğunu görmek, beni, daha çok yerimde durmamam gerektiğine inandırdı. O tarih bu tarih, yıllardır hayatımın odağında sadece ”çay” var.

Şebnem Atılgan: “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir,” demiş Heraklitos. Milattan Önce 500’lü yıllarda söylenen bu ünlü söz günümüzde hala geçerliliğini koruyor. Siz de, değişimin iş hayatınızda büyük bir başarı ile uyguladınız. Peki, bu değişim devam ediyor mu? Çaydan aldığınız ilham sizi şu anda hangi noktaya taşıdı?

Nilgün Yalçın: Evet, geçmişim bilişim. Bilgisayar eğitmenliğini bırakıp çay sektörüne girmek istediğimi, hatta birkaç yıl Rize’de yaşamayı planladığımı Çay Dünyası Gazetesi sahibi çok değerli Ramazan Bey duyunca “Nilgün çok radikal bir karar aldığının farkında mısın?” demişti ki kendisi benim sektöre ilk adım attığım günden beri yaşadığım süreçlere şahittir. Onun desteği çok büyük. Sabit maaşı bırakıp, girişimde bulunmak ciddi bir risk taşıyor. Hiç bilmediğiniz bir sektöre adım atıp, orada var olmaya çalışmak ve özellikle eğitim ve danışmanlık alanında var olmak çok zor. Önyargılarla uğraşmak ve mevcut yanlışları düzeltmeye çalışmak, tahmin ettiğinizden çok daha zor. Ama zor olan benim için daha kıymetli… Emek verdikçe daha da kıymeti artıyor. Öncelikle Türk siyah çayının bizim toplumumuzdaki yeri tartışmasız büyük öneme sahip. Türk siyah çayı bizim “milli İçeceğimiz”…

” Artizan Tea markası aslında tamamen Ben’im.”

Çay özünde muazzam bir içecek… Hangi çay olursa olsun; doğru demleme yapıldığı takdirde, özellikle belirli bir süre sonra çayın yaprağını sudan ayırarak yani posalarını çıkararak yapılan demleme ile lezzetin dışında, size, sağlığa yönelik fayda da sunmaktadır. Doğru demleme yapılmazsa maalesef bir beklentiniz olmasın… Hep söylüyorum: çayın suçu yok! Onu demleyende, onu paketleyende, onu üretende ya da toplayanda… Yoksa çay yani bilimsel adıyla Camellia Sinensis, muazzam bir dünya. Ve üretim şekline göre de 6’ya ayrılıyor: beyaz çay, sarı çay, yeşil çay, oolong, siyah çay ve puerh. Dünyada da kişi başı çay tüketiminde 3,2 kg ile birinci sıradayız. Bu birincilik tamamen Türk siyah çayı ile elde edilen bir birincilik. Lakin bilinçli bir tüketim yapılmadığını ilk fark ettiğim an itibariyle asla yerimde durmadım. Daima konuştum, anlattım, yazdım ve uygulama konusunda da eğitimler verdim. Hâlihazırda da çay sektöründeki eğitim noksanlığının bilinci ile yine zor bir yolda emek vermeye devam ediyorum. Çay Dünyası Gazetesi’nde yazıyorum ve gazetenin de çay danışmanıyım. Gastronomi Turizmi Derneği’nde de çay danışmanı olarak yer alıyorum ki çok değerli dernek başkanı Gürkan Bey’e de saygılarımı iletiyorum. Orada da gastronomi sektörünün çok önemli isimleri ile harika çalışmalar yapıyoruz. Bunların dışında yazdığım ve resmi görüşmelerini yaptığım, zamanı geldiğinde hayata geçireceğim çaya dair çok önemli projeler var. En önemlisi “TurkishTea Academy” projesi. Hâlihazırda verdiğim eğitimler bu projenin bir parçası.

Dışarıdan bakıldığında “altı üstü çay değil mi, ne eğitimi”, “çayın eğitimi mi olurmuş” gibi onlarca cümle dolusu önyargılar söz konusu bu sektörde. Onlarca çay markası var. Gerek üretici gerekse perakende tarafında varlığı söz konusu olan onlarca marka… Topluma baktığımda, yıllarca var olmanın bir yansımasını görmemek, nicelik mi nitelik mi sorunu olan bu toplumda benim daima daha da çok çalışmamız gerektiğine dair inancımı tazeliyor. Çünkü ben sektöre ilk girdiğimde açıkçası “sen yenisin daha” yaklaşımlarıyla da “o iş öyle olmaz” diyen aba altından sopa göstermeye çalışanlarla da karşılaştım. Çünkü çayın anlatılabilir olduğunu gösterdim. Yıllardır yapmadıklarının yapılabilir olduğunu gördüler. Bu arada bu cümleyi ilk ben kurmadım. Türkiye’de çayın şu an en önemli ismi duayen Hamit Vanlı hocamız söyledi bu cümleyi. Kendisine sonsuz saygı ve sevgilerimi iletiyorum buradan da. Hamit Hocamız, bir kahve fuarında düzenlediğim çay panelinde, sahneden indikten sonra “Sen sektöre bir ok fırlattın” demişti. Hamit Hocam çaya bir ömür vermiş çok kıymetli bir isim. Çaykur’un kuruluşundan, Türkiye’nin yurt dışındaki çay fabrika ve çalışmalarına kadar ciddi emek vermiş bir isim… Emek vermek tam da bu noktada dikkat çekilmesi gereken kavram… O kadar değerli isimlerimiz var ki çay konusunda. Maalesef işin hep ticari kısmında kaldıklarından o değerleri tanımıyor çoğu kişi ya da firma. Fakat ben tüm bunlara “rağmen” çaya saygınlık kazandırmak üzere çayın eğitimi ve danışmanlığı konusunda emek veriyorum. 

“Artizan; zanaatkar, esnaf, el işi ile yapılan anlamına geliyor. Çay da el ile toplandığı için ‘Artizan’ diyerek oraya işaret ediyorum.”





Şebnem Atılgan: Diğer bir pencereden baktığımızda, karşımızda, başarılı bir kadın girişimci görüyoruz. Pozitif bir ayrımcılık yaparak, kadın girişimciliğinden söz etmek istiyorum. Bir kadın girişimci olarak hedefinize ulaşmak için nasıl bir yol takip ettiniz? Bu yolda nelerle karşılaştınız? Başaramayacağınızı düşündüğünüz anlar oldu mu?

Nilgün Yalçın: Evet, kadın girişimci! Kolay hiçbir şey yaşamadığımı öncelikle belirtmek istiyorum. Belki kolay adımlar vardı ama ben hep mizacım gereği sanırım zor olanı seçtim. Sektöre adım atmadan, şirketimi kurmadan önce küçük, orta ve uzun vadeli hedeflerimi belirledim. Bunları tek tek yazdım. Yazmak lazım daima. Hiç bilmediğim bir sektörde adımlar attıkça kendimi de tanıdım. Yani belirlediğim hedefleri uygulamaya aldıkça neyi yapabildiğimi neyi yapamadığımı da gördüm. Başlangıçta hem satış hem Workshoplar olarak planladığım şirketimi bir zaman sonra sadece eğitim ve danışmanlık hizmeti olarak pivot ettim. Şu günlerde tekrar satış bölümünün de gündeme alındığı bir süreç başladı. Geçtiğimiz yıl Çin’deki önemli bir çay firmasından Artizan Tea için yatırım teklifi aldım ki bu yıl pandemi muhabbeti olmasaydı 2 hafta sonra Çin’de olacaktım, süreci başlatmak için… Başaramayacağımı düşündüğüm an sadece “satış mı, eğitim mi?” diye büyük ikilem içinde kaldığım bir anda oldu. Onun dışında kendimi hep hacı yatmaz gibi görüyorum. Ticaret çok başka bir kavram.

Şebnem Atılgan: Yukarıdaki soruya ek olarak, sizce bir kadın girişimciyi başarıya ulaştıran formül nedir? Ve projelerini hayata geçirmek isteyen kadınlarımıza, kendi tecrübelerinizden yola çıkarak neler söyleyebilirsiniz?

“Zamanı geldiğinde hayata geçireceğim çaya dair çok önemli projeler var. En önemlisi ‘TurkishTea Academy’ projesi.”

Nilgün Yalçın: Başarıya ulaştıran formülü sadece kadın olarak değil de bir girişimci olarak söylemek gerekir. Çünkü bu yolculukta çok güzel hikâyelerle karşılaştım, hala da karşılaşıyorum. Benim çay ile ilgili girişimimi başlatmamı, benden daha çok isteyen kişi zaten bir erkekti! Çok kıymetli Yılmaz Bey olmasaydı şu anki ben olamazdım. Benim daima sınırlarımı zorlayarak daha iyi olmam için hiç kimsenin yapmayacağı kadar zaman harcadı. Ona sonsuz minnettarım. Ve bu süre boyunca erkek girişimci hikâyeleriyle karşılaştım, karşılaşıyorum. Elbette etrafımda benim gibi farklı sektörlerden, alanında muazzam emekler veren çok harika kadın girişimcilerle de güzel iletişim halindeyim. Kadın girişimci diyerek aslında geçmişten günümüze gelen minimal bir ön yargı var. Ben şahsen özellikle son 1 yıldır o ayrımı yaşamıyorum. Aksine takdir ediliyorsunuz. Girişimciliğin temeli inanmak. O deli inancın olması gerekiyor. O deli inanç olmazsa birkaç olumsuz durum sonrasında hikâye bitiyor. Dediğim gibi ben sadece bir “iş” olarak görmüyorum çayı. Çay dışında bir gündemim asla yok. Bu yüzden tüm girişimcilere ilk tavsiyem, konu ne olursa olsun odağınızda olacaksa ona zaman harcamaya başlayın. Çünkü zaman çok kıymetli ve para ile bile geri kazanılacak bir şey değil. Para konusu zaten başlı başına bir sorun. Son 5 yıldır girişimcilik üzerine, mevcut işinizi bırakıp girişiminizi hayat geçirin, diye sürekli ciddi bir gündem olmuştu. Ama artık oyun öyle oynanmıyor. Ve tek başınıza bir girişimci iseniz, ticari bir altyapı yoksa sorun daha da çok! Ancak zamanla o ticari anlayış oluşuyor. Yaşadıkça, tecrübe ettikçe… Tabii geçen zaman içerisinde, iyisiyle kötüsüyle ciddi tecrübeler ediniliyor. Geriye dönüp baktığınızda önemli olan tecrübelerden ders çıkarabilmek… Yoksa herkes emek verdiği bir girişimi çok daha ileriye götürmek ister. Girişimcilerin sabırlı olması gerekiyor. Tohum ekip hemen meyve beklemek yapacakları en büyük hata olur. Girişimcilik öyle yansıtıldığı gibi sürekli sadece para kazanma durumu asla değil. Kendinizi de keşfetmenize vesile olan bir durum. Ve bu keşifte mutlaka kendi motivasyonunuzu da bulmalısınız. Gün sonunda kimseden bir şey beklemeyin.

Şebnem Atılgan: Şimdi gelelim, çaya ve Artizan Tea markasına… Bize Artizan Tea markasından ve bu projeden söz eder misiniz?

Nilgün Yalçın: Artizan Tea markası aslında tamamen Ben’im. Çayı anlatma misyonu yüklediğim bir marka ki bizzat bunu yapıyorum. Artizan; zanaatkar, esnaf, el işi ile yapılan anlamına geliyor. Çay da el ile toplandığı için “Artizan” diyerek oraya işaret ediyorum. Logoya baktığınızda bir mektup görüyorsunuz. Çay M.Ö. 2737’de Çin’de ortaya çıkıyor. 16. yüzyıla kadar sadece Çin ve etrafında kalıyor. 16. yüzyılda orada bulunan bir Portekizli misyoner tarafından Avrupa’ya “mektup” ile çaydan bahsediliyor. Artizan Tea markası da aynı misyon ile çayı anlatıyor. Düzenlediğim Artizan Tea Workshopların temeli budur: çayı anlatmak. Şu an güncel hali ile baktığınızda Artizan Tea markası çay danışmanlık ve eğitim hizmeti veriyor. Danışmanlığın bir parçası eğitim. Markayı ilk kurduğumda tamamen profesyonel kişilerle çalışmalar yaptım. Çok değerli seramik sanatçısı Gökhan Zincir ile Artizan Tea için eşsiz tasarımlarda cuplar hazırladık. Bir sanatçı ile çalışmak harika bir deneyim. Henüz o cuplar satışta değil ama ilerleyen süreçte güzel bir çalışma ile satışa sunulacaklar. Şu an bireysel ve kurumsal eğitimler düzenleyerek, mekanların müşteri kitlesine uygun çayları, ekipmanları yine uygun kriterler dahilinde tedarikçilerle bir araya getirerek, doğru bir menü ile çay danışmanlık hizmeti veriyorum. İlerleyen dönemde çay satışını tekrar gündeme alacağım gibi görünüyor. Ama şu an için bu süreçten memnunum. En güncel hali ile gözde çay mekânı Çayla’nın çay danışmanı olarak çok güzel bir çalışma içerisindeyim.

Ortalama 200 yıllık bir çay tarihi olan güzel ülkemizde, çaya emek vermiş, veren tüm isimlere sonsuz saygılarımı sizler aracılığıyla tekrar iletmek istiyorum. Bu özel röportaj için sizlere de çok teşekkür ediyorum.  Herkese sevgi ve saygılarımla…

*Röportaja katkılarından dolayı Serpil Gürcan’a teşekkür ederim.

Şebnem Atılgan

Yorum Yazınız

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen İsminizi Giriniz