AH, O ESKİ RAMAZANLAR!

266

“Ah, o eski Ramazanlar…” demiştik dün… Bugünün iftar menüsüne geçmeden önce, bu cümlenin devamını sevgili annem Azime Gürcan’a bırakıyorum…

“Orta Asya’dan göç ederek Erzincan’a yerleşen bir aileden geliyorum. Seksen yaşındayım… Bugüne kadar pek çok Ramazan ayı geçirdim fakat bunların hiçbirisi bana küçük bir çocukken ailemle birlikte geçirdiğim Ramazanları unutturamadı… Hani hep denir ya, ‘Nerede o eski Ramazanlar…’ Ben de sizlere o eski Ramazan anılarımı anlatmak istiyorum.

Azime Gürcan

Bizim aile çok kalabalıktı. Ben ve on kardeşimle birlikte, on çocuk ve tabii ailenin büyükleri… Düşünün artık akşamları iftar sofralarının neşesini… Bizim evde Ramazan gelmeden bir ay kadar önce hazırlıklar başlardı. Babam köyün ileri gelenlerinden birisi olduğu için durumumuz da iyiydi. Köyden evimize yardımcılar gelir, ekmek pişirir, erişte ve makarna keserlerdi. Hayvanlarımızın sütleri ile yağ hazırlarlardı. Bu Ramazan hazırlıkları mevsimine göre değişiklik gösterirdi.

Tekne Orucu

Bizim oralarda dört, beş yaşlarındaki çocuklar oruç tutardı. Bu oruca “Tekne Orucu” denirdi. Bunun nedeni ise, orucu yarım gün tutmamızdı. Yaşımız büyüdükçe alışkanlık kazanalım diye… Yedi, sekizli yaşlara gelindiğinde ise çocuklar, yarım gün yerine tam gün oruç tutmaya başlardı. İlk orucunu tutan çocuğu, büyüklerden birisi iftara yakın sırtına alır ve ezan okununcaya kadar sırtında taşırdı. Böylece çok sevap kazanılacağına inanılırdı. Büyükler, hatırlıyorum, ilk oruçlarımızda bizi sırtlarında taşımak için yarışa girmişlerdi. Çok güzel günlerdi, çok… Tabii ev halkı o kadar kalabalıktı ki, bizler on kardeş heyecanla iftar sofrasını beklerdik… Annem ve diğer büyükler bu kalabalık ev halkını doyurmak için neler neler pişirmezlerdi ki! Erzincan’ın yöresel yemeklerinin tatları hala damağımdadır. Anneler mutfakta yemek pişirip, sofrayı hazırlarken biz çocuklar bahçede ezanı ve top atışını beklerdik. Savaşlarda kullanılan toplar iftar vakti patlatılır, top atışını duyar duymaz koşarak eve girerdik. İftar soframızda mutlaka çorba olurdu. Yöresel yemeklerimiz, böreklerimiz, tatlılarımız… Ev halkı neşeyle iftarını yapar, orucunu açardı.

Eğer Ramazan ayı yaz mevsimine denk gelmişse, babam bahçemizde iftar yemeği verirdi. Bahçemiz çok büyüktü… Her çeşit meyve, sebzemiz vardı. Bahçedeki iftarlarımıza köy halkı davet edilir, birlik beraberlik içinde oruçlar açılırdı.

Hepinize hayırlı Ramazanlar diliyorum…”

Eskiden mi her şey daha güzeldi yoksa bizler mi artık eskiyi yaşayamıyoruz? Bilemiyorum…

Bugünün iftar menüsüne birlikte bakalım:

2.GÜN

İFTAR MENÜSÜ

İFTARİYELİK

ERZİNCAN ÇORBASI

YAPRAK SARMA

ZEYTİNYAĞLI PIRASA

ŞEKERPARE

ZEYTİNYAĞLI PIRASA

Malzeme

1 kilo pırasa

2 adet havuç

2 yemek kaşığı pirinç (arzuya göre)

1 limonun suyu

2 adet kesme şeker

1 çay bardağı Riviera zeytinyağı

Yapılışı         

1-Pırasalar iyice yıkanıp 3 parmak genişliğinde verev olarak kesilir.

2-Havuçlar temizlenip, verev olarak kesilir.

3-Tencereye zeytinyağı koyup, üzerine pırasa ve havuçlar ilave edilir.

4-Birkaç dakika bu şekilde kavurduktan sonra üzerlerine çıkacak kadar su eklenir.

5-Kesme şekerler ve limon suyu ilave edilir.

6-Pırasalar yumuşamaya başlayınca, yıkayıp süzülen pirinçler eklenir.

7-10 dakika kadar pişirilip ocağın altın kapatılır.

Not: Yanında limon dilimleri ile servis yapılır.

Yorum Yazınız

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen İsminizi Giriniz